Yemen hükümet güçleri, Husilerin Taiz kentinin batısındaki cephe hattında başlattığı saldırıyı başarıyla püskürttükten sonra karşı taarruza geçerek stratejik bölgelerde ilerleme kaydetti. Husiler ise Suudi Arabistan'a yönelik bir saldırı düzenlediklerini iddia etti. Bu gelişmeler, Yemen'deki iç savaşın seyrini ve bölgesel güvenlik dengelerini yeniden şekillendirebilecek nitelikte.
Taiz'deki Çatışmaların Arka Planı
Yemen'in güneybatısındaki Taiz kenti, stratejik konumu nedeniyle iç savaşın en kritik cephelerinden biri olmayı sürdürüyor. Hükümet güçleri, Husilerin kentin batı kesiminde yoğunlaştırdığı saldırıları püskürterek karşı operasyon başlattı. Askeri kaynaklara göre, hükümet güçleri El-Barh ve El-Misrak bölgelerinde ilerleyerek Husi mevzilerini geri püskürttü. Bu ilerleme, Taiz'in batısındaki tedarik yollarının kontrolü açısından büyük önem taşıyor.
Husiler, 2014 yılından bu yana başkent Sanaa ve çevresini kontrol ederken, uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti ise Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun desteğiyle güney ve doğu bölgelerde varlığını sürdürüyor. Taiz, hükümet güçlerinin elinde bulunan ve Husi kuşatması altındaki bir şehir olarak yıllardır çatışmaların merkezinde yer alıyor. Son operasyon, hükümet güçlerinin kent çevresindeki kuşatmayı kırmaya yönelik çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Husilerin Suudi Arabistan'a Yönelik Saldırı İddiası
Husiler, Salı günü Suudi Arabistan'ın güneyindeki Cizan ve Necran bölgelerine yönelik füze ve İHA saldırıları düzenlediklerini duyurdu. Husilerin askeri sözcüsü Yahya Sari, yaptığı açıklamada, "Suudi Arabistan'daki kritik hedeflere yönelik geniş kapsamlı bir askeri operasyon gerçekleştirdik" ifadelerini kullandı. Ancak Suudi Arabistan destekli koalisyon güçleri, saldırıların büyük ölçüde önlendiğini ve herhangi bir can kaybı yaşanmadığını öne sürdü.
Bu saldırı iddiası, Husilerin bölgesel düzeydeki askeri kapasitesini göstermesi açısından dikkat çekiyor. Son yıllarda Husiler, Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine ve sivil altyapısına yönelik benzer saldırılarla gündeme gelmişti. 2019'da Abkayk ve Hureys petrol tesislerine düzenlenen ve küresel petrol arzını geçici olarak kesintiye uğratan saldırı, Husilerin uzun menzilli füze ve İHA teknolojisine erişimini ortaya koymuştu. Bu tür eylemler, Yemen iç savaşının sınırlarını aşarak doğrudan Suudi Arabistan'ı hedef alan bir bölgesel çatışmaya dönüşme potansiyelini taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki çatışmalar, yalnızca yerel bir iç savaş olmanın ötesinde, bölgesel güçlerin vekalet savaşına dönüşmüş durumda. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, İran'ın desteklediği Husilere karşı Yemen hükümetini destekliyor. Bu durum, Orta Doğu'da Sünni-Şii ekseninde derinleşen jeopolitik rekabetin bir yansıması olarak görülüyor. Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, İran'ın bölgesel nüfuzunu genişletme stratejisinin bir parçası olarak yorumlanıyor.
Öte yandan, Yemen'deki insani kriz her geçen gün daha da derinleşiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, ülke nüfusunun %80'i insani yardıma muhtaç durumda ve milyonlarca kişi açlık sınırında yaşıyor. Çatışmaların şiddetlenmesi, yardım kuruluşlarının bölgeye erişimini zorlaştırarak krizi daha da ağırlaştırıyor. Uluslararası toplum, taraflara ateşkes çağrısı yaparken, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, siyasi çözüm için diplomatik çabalarını sürdürüyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve dış müdahaleler, kalıcı bir barışın önündeki en büyük engel olarak duruyor.
Küresel enerji güvenliği açısından da Yemen'deki gelişmeler kritik önem taşıyor. Bab el-Mendeb Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık %10'unun geçtiği bir güzergah. Husilerin bu bölgede artan askeri faaliyetleri, deniz ticaret yollarının güvenliğini tehdit ederek küresel piyasaları olumsuz etkileyebilir. Nitekim son aylarda Kızıldeniz'de yaşanan gerginlikler, birçok gemi şirketinin rotasını değiştirmesine ve sigorta maliyetlerinin artmasına neden oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmalar, Türkiye'nin Orta Doğu politikası ve bölgesel güvenlik stratejileri açısından dolaylı da olsa önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Yemen krizinde taraf olmamakla birlikte, Suudi Arabistan ve İran arasındaki dengeyi gözeterek bölgesel istikrarı önceliyor. Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, Körfez'de tansiyonu yükselterek Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaret yolları üzerinden ekonomik yansımalara yol açabilir. Ayrıca, Yemen'deki insani kriz, Türkiye'nin insani diplomasi ve yardım faaliyetleri açısından önemli bir sorumluluk alanı oluşturuyor. Uzun vadede, Yemen'de kalıcı barışın sağlanması, Türkiye'nin bölgedeki ticari ve diplomatik açılımları için elverişli bir ortam yaratabilir.