Yemen'in Kızıldeniz kıyısındaki stratejik liman kenti Mokha'ya düzenlenen Suudi liderliğindeki koalisyon hava saldırılarında en az altı kişi hayatını kaybetti. Saldırı, İran destekli Husilerin ülke genelindeki taarruzlarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleşti. Tırmanan çatışmalar, ABD ve müttefiklerinin Suudi Arabistan'ı ve bölgesel enerji altyapısını koruma yönündeki baskılarını artırırken, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na hitap etmeye hazırlandığı bir sırada yaşandı.
Yemen'de Çatışmanın Arka Planı
Yemen, 2014 yılından bu yana İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği Yemen hükümeti arasında şiddetli bir iç savaşa sahne oluyor. Ülkenin kuzeyini kontrol eden Husiler, 2022'de sona eren ateşkese rağmen zaman zaman saldırılar düzenliyor. Mokha limanı, Kızıldeniz'in güney ucunda, Bab el-Mandeb Boğazı'na yakın stratejik bir noktada bulunuyor. Bu liman, insani yardımların ulaştırılması ve ticari sevkiyat için kritik önem taşıyor. Suudi koalisyonunun son saldırısı, Husilerin Marib ve diğer bölgelerdeki ilerleyişini durdurma amacı taşıyor. Ancak saldırılar sivil kayıpları artırarak uluslararası kamuoyunda endişe yaratıyor.
Birleşmiş Milletler'e göre, Yemen'de yedi yılı aşkın süredir devam eden çatışmalarda yüz binlerce kişi hayatını kaybetti ve milyonlarca kişi yerinden edildi. Ülke, dünyanın en büyük insani krizlerinden biriyle karşı karşıya. Gıda güvensizliği, salgın hastalıklar ve altyapı çöküşü halkın büyük bölümünü etkiliyor. Mokha'daki son saldırı, zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştirebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki çatışma, Orta Doğu'da Suudi Arabistan ile İran arasındaki vekalet savaşının bir parçası olarak görülüyor. ABD, Suudi Arabistan'ın güvenliğini sağlamak ve bölgedeki enerji akışını korumak için koalisyona istihbarat ve lojistik destek sağlıyor. Ancak son dönemde Husilerin İsrail'e yönelik saldırıları ve Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik tehditleri, Batı'nın bölgedeki askeri varlığını artırmasına neden oldu. ABD ve Birleşik Krallık, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarına karşı koalisyon güçleriyle birlikte operasyonlar düzenliyor.
Trump'ın BM Genel Kurulu'ndaki konuşması, İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı gibi konulara odaklanabilir. Trump yönetimi, İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasını sürdürüyor ve Husileri terör örgütü olarak tanımlamıştı. BM kürsüsünden yapılacak açıklamalar, Yemen'deki çatışmanın seyrini ve uluslararası müdahalenin boyutunu etkileyebilir. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın enerji altyapısına yönelik olası Husi saldırıları, küresel petrol fiyatlarını dalgalandırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmanın tırmanması, Türkiye'nin Orta Doğu'daki dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Suudi Arabistan ve İran arasındaki gerilimde denge politikası izlerken, Kızıldeniz'deki istikrarsızlık Türkiye'nin bölgesel ticaret yollarını ve enerji güvenliğini tehdit ediyor. Bab el-Mandeb Boğazı, Türk ihracatı için kritik bir geçiş noktası. Ayrıca, Yemen'deki insani kriz Türkiye'nin insani yardım diplomasisini güçlendirebilir. Türkiye, BM çatısı altında ateşkes çağrılarını destekleyerek bölgesel istikrarın sağlanmasında rol oynayabilir. Ancak, ABD-İran geriliminin artması, Türkiye'nin enerji ithalatı ve güvenlik politikalarını zorlaştırabilir. Bu nedenle Türkiye, çatışmanın diplomatik yollarla çözülmesi için aktif diplomasi yürütmeli.