Suriye'de Beşar Esad'ın Aralık 2024'te devrilmesinin ardından kurulan geçiş hükümeti, ülkeyi yeniden inşa etmek için radikal ekonomik reformlar uygulamaya koyuldu. Ancak bu hızlı ve sert önlemler, kırılgan barış ortamını ve halkın geçiş sürecine olan güvenini ciddi şekilde sarsıyor. Uzmanlar, uygulanan şok terapinin, zaten harap olmuş altyapı ve yoksullukla boğuşan Suriye halkı üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını ve ülkeyi yeni bir istikrarsızlık sarmalına sürükleyebileceğini belirtiyor.
Şok Terapinin Arka Planı ve Ekonomik Çöküş
Esad rejiminin çöküşünden sonra Suriye ekonomisi adeta dibe vurmuş durumda. Yıllar süren iç savaş, uluslararası yaptırımlar ve pandemi, ülke ekonomisini felç etti. Geçiş hükümeti, uluslararası kuruluşlardan gelecek mali yardımların ön koşulu olarak görülen yapısal reformları hızla hayata geçirmeye başladı. Para biriminin devalüasyonu, sübvansiyonların kaldırılması, kamu istihdamının azaltılması ve özelleştirme gibi adımlar, bir yandan bütçe açığını kapatmayı hedeflerken, diğer yandan halkın alım gücünü eritti. Temel gıda maddelerinin fiyatları birkaç ayda ikiye katlandı, işsizlik oranı %50'nin üzerine çıktı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, nüfusun %90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve insani yardıma muhtaç durumda.
Şok terapi olarak adlandırılan bu politikalar, aslında 1980'lerde Latin Amerika ve Doğu Avrupa'da uygulanan neo-liberal reçetelerin bir benzeri. Ancak Suriye gibi kurumların tamamen çöktüğü, güvenlik sorunlarının had safhada olduğu bir ülkede bu tür acı reçetelerin uygulanması, sosyal patlamalara davetiye çıkarıyor. Ekonomistler, reformların kademeli ve sosyal güvenlik ağlarıyla desteklenmiş bir şekilde yapılması gerektiğini vurguluyor. Aksi halde, halkın geçiş hükümetine olan inancı tamamen kaybolabilir ve Esad yanlısı gruplar ya da radikal örgütler yeniden güç kazanabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Barışı Tehdit Eden Faktörler
Suriye'deki ekonomik çöküş, sadece ülke içi bir mesele değil; bölgesel istikrarı da doğrudan etkiliyor. Lübnan, Ürdün, Irak ve Türkiye gibi komşu ülkeler, Suriye'den gelebilecek yeni bir mülteci dalgası ve istikrarsızlık riskiyle karşı karşıya. Özellikle Türkiye, halihazırda 3 milyonun üzerinde Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor ve olası yeni bir göç dalgası, ekonomik ve sosyal dengeleri daha da bozabilir. Ayrıca, Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG terör örgütünün varlığı, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor. Geçiş hükümetinin zayıflaması, bu bölgelerde kontrolün tamamen kaybedilmesine ve terör örgütlerinin palazlanmasına yol açabilir.
Uluslararası toplum ise Suriye'nin yeniden inşası için gereken mali kaynağı sağlamakta isteksiz. ABD ve Avrupa Birliği, yaptırımları kademeli olarak kaldırsa da, hala siyasi istikrarın sağlanmasını ve insan haklarına saygı gösterilmesini şart koşuyor. Rusya ve İran ise Esad sonrası Suriye'de nüfuzlarını koruma çabasında. Bu karmaşık jeopolitik denklemde, şok terapi uygulamaları, Suriye'yi yeniden bir vekalet savaşları sahasına dönüştürebilir. Bölgesel aktörlerin farklı öncelikleri, geçiş sürecini daha da kırılgan hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suriye'deki şok terapi ve ekonomik çöküş, Türkiye için çok boyutlu riskler taşıyor. Öncelikle, yeni bir mülteci dalgası Türkiye'nin zaten zorlu olan ekonomik ve sosyal yapısını daha da zorlayabilir. İkincisi, Suriye'nin kuzeyinde istikrarsızlık, PKK/YPG gibi terör örgütlerinin eylemlerini artırmasına zemin hazırlayarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini derinleştirebilir. Üçüncüsü, Türkiye'nin Suriye'deki geçiş hükümetiyle geliştirdiği diyalog ve işbirliği, ekonomik çöküş nedeniyle sekteye uğrayabilir. Bu nedenle Türkiye, Suriye'nin ekonomik istikrarı için uluslararası yardımın artırılması ve kademeli reformların teşvik edilmesi yönünde diplomatik çaba göstermeli. Aksi halde, Suriye'deki kaos Türkiye'ye doğrudan yansıyacaktır.