Yemen'deki uzun süreli çatışma, genellikle ateşkesler, askeri gerilimin azaltılması, insani yardım ve başlıca silahlı taraflar arasındaki müzakereler gibi tanıdık bir dille ele alınıyor. Bu unsurlar savaşı sona erdirme çabalarının önemli parçaları olsa da, ardışık barış girişimlerinin neden kalıcı bir çözüm üretemediğini tam olarak açıklamıyor. Uzmanlar, barış sürecinin yapısal bir kör noktası olduğunu belirterek, Güney Yemen'in siyasi geleceğinin ihmal edildiğine dikkat çekiyor. Güney'deki aktörlerin talepleri ve temsiliyeti, kapsayıcı bir barış anlaşmasının önündeki en büyük engellerden biri olarak öne çıkıyor.
Barış Sürecinin Yapısal Kör Noktası
Yemen'deki çatışma, 2014'ten bu yana Husi isyancıları ile Suudi Arabistan destekli hükümet güçleri arasında şiddetlenerek devam ediyor. Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunda yürütülen barış görüşmeleri, genellikle bu iki ana taraf arasındaki askeri ve insani konulara odaklanıyor. Ancak Güney Yemen, 1990'da birleşmeden önce ayrı bir devletti ve o zamandan beri bağımsızlık veya özerklik talepleriyle zaman zaman gündeme geliyor. Güney Geçiş Konseyi (STC) gibi gruplar, Güney'in kendi kaderini tayin hakkını savunuyor. Barış sürecinde bu aktörlerin meşru talepleri yeterince temsil edilmiyor; bu da anlaşmaların uygulanabilirliğini zayıflatıyor.
Örneğin, 2019 Riyad Anlaşması, STC ile Yemen hükümeti arasında bir güç paylaşımı öngörüyordu, ancak uygulamada sorunlar yaşandı. Güney'deki siyasi gruplar, barış görüşmelerine dahil edilmediklerinde, varılan anlaşmaları reddedebiliyor veya sahada istikrarsızlık yaratabiliyor. Bu durum, çatışmanın çözümünü zorlaştırıyor. Ayrıca, Güney'in ekonomik kaynakları ve stratejik konumu (Bab el-Mendeb Boğazı'na yakınlığı) göz önüne alındığında, siyasi belirsizlik bölgesel güçlerin de müdahil olmasına zemin hazırlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen krizi, sadece ülke içi dinamiklerle sınırlı değil; bölgesel ve küresel güçlerin vekalet savaşı alanı haline gelmiş durumda. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), hükümet güçlerini desteklerken, İran da Husilere destek veriyor. BAE'nin Güney Geçiş Konseyi'ne verdiği destek, Güney'in siyasi geleceğini daha da karmaşık hale getiriyor. Diğer yandan, ABD ve Batılı ülkeler, insani kriz ve terörizmle mücadele ekseninde Yemen'e ilgi gösteriyor. Ancak Güney'in siyasi statüsü konusundaki belirsizlik, uluslararası toplumun ortak bir tutum geliştirmesini engelliyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2216 sayılı kararı, Yemen hükümetinin meşruiyetini teyit ediyor ve Husilerin silah bırakmasını talep ediyor. Ancak bu karar, Güney'in taleplerini dikkate almıyor. Barış sürecine Güney'in dahil edilmemesi, çözümün sürdürülebilirliğini tehlikeye atıyor. Ayrıca, insani yardım kuruluşları, Güney'deki istikrarsızlığın yardımların ulaştırılmasını zorlaştırdığını belirtiyor. Bu durum, milyonlarca Yemenlinin acısını daha da artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen'deki çatışmaya doğrudan taraf olmasa da, bölgesel istikrar ve insani kriz nedeniyle yakından ilgileniyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini dengeleyerek, Yemen'de siyasi çözümü destekliyor. Güney Yemen'in siyasi geleceğinin belirsizliği, Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki güvenlik risklerini artırarak Türkiye'nin deniz ticaret yollarını ve enerji arz güvenliğini etkileyebilir. Ayrıca, Yemen'deki istikrarsızlık, bölgesel terör örgütlerinin güç kazanmasına zemin hazırlayarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir. Bu nedenle Türkiye, barış sürecinin kapsayıcı olmasını ve Güney'in temsil edilmesini desteklemelidir.