Yemen'de 2022 yılında sağlanan ve büyük ölçüde korunan ateşkes hattı, ülkeyi fiilen ikiye bölmüş durumda. Ancak bu sınırların ötesinde, balistik füzeler ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) ile yürütülen saldırılar, çatışmanın doğasını kökten değiştiriyor. Uluslararası tanınırlığa sahip ve Suudi Arabistan destekli hükümete bağlı güçler, Husilere karşı giderek daha agresif bir tutum sergiliyor. Bu durum, ülkenin yeniden tam ölçekli bir iç savaşın eşiğine gelebileceğine işaret ediyor.
Statik Cepheler, Değişen Savaş
Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunda Nisan 2022'de yürürlüğe giren ateşkes, Yemen'in uzun süredir kanayan yaralarına kısmi bir nefes aldırdı. Cephe hatları büyük ölçüde donmuş durumda; ancak uzmanlar, bu sessizliğin aldatıcı olduğunu belirtiyor. Zira çatışma, geleneksel siper savaşından çok uzaklara, derinliklere taşınmış durumda. Husiler, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) sınırlarına ve iç bölgelerine yönelik balistik füze ve kamikaze SİHA saldırılarını sürdürürken, hükümet yanlısı güçler de bu saldırılara karşılık olarak Husi kontrolündeki bölgelere yönelik hava operasyonlarını yoğunlaştırıyor.
Özellikle Marib ve Şabva vilayetlerinde son aylarda yaşanan çatışmalar, ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Taraflar birbirlerini ateşkes ihlaliyle suçlarken, sahadaki gerçek, düşük yoğunluklu ancak sürekli bir çatışma ortamının varlığına işaret ediyor. Husilerin, İran'dan aldığı teknik destekle geliştirdiği yerli füze ve SİHA envanteri, onlara geleneksel ordulara karşı asimetrik bir üstünlük sağlıyor. Ancak hükümet güçlerinin son dönemdeki kararlılığı, Yemen'deki güç dengesinin yeniden şekillendiğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki iç savaş, yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı kalmıyor. Suudi Arabistan, İran'la rekabetinin bir parçası olarak gördüğü Yemen dosyasında, Husilerin İran'ın vekil gücü olarak hareket ettiğini düşünüyor. Siyasi açıdan tanınan hükümete mali ve askeri destek veren Riyad, aynı zamanda BAE ile bazı konularda ayrışıyor. BAE, sahil şeridinde kendi nüfuz alanını oluşturmaya çalışırken, Suudi Arabistan daha çok merkezi hükümetin ayakta kalmasına odaklanmış durumda.
Küresel enerji piyasaları açısından kritik bir kilit noktası olan Babülmendep Boğazı'na hakim olan Husilerin, uluslararası ticareti tehdit etme kapasitesi, Batılı ülkelerin de Yemen'e olan ilgisini canlı tutuyor. Son dönemde Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları, bölgedeki deniz güvenliğinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bu durum, ABD ve Avrupa ülkelerinin bölgedeki askeri varlığını artırmasına neden oluyor.
Birleşmiş Milletler'in barış çabaları ise taraflar arasındaki derin güvensizlik nedeniyle sonuçsuz kalıyor. Husilerin resmi makamlarla müzakere masasına oturma konusundaki isteksizliği ve hükümetin federal yapı talebi, çözümü daha da zorlaştırıyor. Uzmanlar, mevcut gidişatın Yemen'i yeniden büyük bir insani krizin eşiğine getirebileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki çatışmanın tırmanması, Türkiye'nin bölgesel güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Kızıldeniz'deki deniz ticaret yollarının güvenliği, Türk ekonomisi ve enerji arz güvenliği için hayati önem taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler nezdinde yürüttüğü insani diplomasi misyonu, Yemen'deki insani krizin derinleşmesiyle yeni bir sınav verecek. Ankara'nın Katar ve Suudi Arabistan ile kurduğu dengeli ilişkiler, Yemen krizinde arabuluculuk yapma potansiyeli taşısa da, bölgedeki mezhepsel ve jeopolitik rekabetin gölgesinde etkili bir politika izlemesi güçleşiyor. Türkiye'nin önceliği, tırmanışı önlemek ve Yemen'de kalıcı barışın tesisi için uluslararası toplumla işbirliği yapmak olmalıdır.