İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ülkesinin petrol ihracatının engellenmesi durumunda bölgedeki hiçbir ülkenin petrol satamayacağını belirterek, Körfez'deki gerilimi tırmandıracak açıklamalarda bulundu. Galibaf'ın bu sözleri, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını sıkılaştırması ve İran'ın nükleer programı konusundaki müzakerelerin durma noktasına gelmesi üzerine geldi. İranlı yetkililer, daha önce de Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulunmuş, bu da küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik su yolunda bir kriz olasılığını gündeme getirmişti.
Gelişmenin Arka Planı
Galibaf, devlet televizyonunda yaptığı konuşmada, "Eğer İran'ın petrolünü satmasına izin verilmezse, bölgede hiç kimse petrol satamayacak" dedi. Bu açıklama, İran'ın uzun süredir devam eden "ya hep ya hiç" söyleminin bir parçası olarak değerlendiriliyor. İran, 2018 yılında ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesinin ardından ağır yaptırımlarla karşı karşıya. Bu yaptırımlar, İran'ın petrol ihracatını büyük ölçüde azaltmış durumda. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da geçtiğimiz günlerde, Viyana'da yürütülen müzakerelerde ilerleme kaydedilmediğini ve ABD'nin yapıcı bir tutum sergilemediğini söylemişti. İran'ın nükleer programı, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından yakından izleniyor. UAEA'nın son raporları, İran'ın uranyum zenginleştirme kapasitesini artırdığını ve stoklarının nükleer anlaşmada öngörülen sınırların çok üzerine çıktığını ortaya koyuyor. Bu durum, İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik askeri seçenekleri masada tuttuğu yönündeki açıklamalarıyla birleşince, bölgede tansiyon daha da yükseliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel enerji piyasalarında tedirginlik yaratıyor. Dünya petrol arzının yaklaşık %20'si bu boğazdan geçiyor. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi büyük petrol ihracatçıları bu güzergâhı kullanıyor. Uzmanlar, böyle bir senaryonun gerçekleşmesi halinde petrol fiyatlarının rekor seviyelere çıkabileceğini ve küresel ekonominin ciddi bir darbe alabileceğini belirtiyor. Ancak İran'ın bu tehdidi hayata geçirme ihtimalinin düşük olduğunu savunan analistler de var; çünkü bu durum İran'ın kendi ekonomisini de olumsuz etkileyecektir. Yine de Galibaf'ın sert söylemi, Tahran'ın baskı altındayken geri adım atmamaya kararlı olduğunu gösteriyor. ABD ise bölgedeki askeri varlığını artırmış durumda. Pentagon, geçtiğimiz hafta İran'a yönelik olarak bir nükleer denizaltı ve savaş gemilerini bölgeye gönderdiğini açıklamıştı. ABD'nin Orta Doğu'daki komutanlığı CENTCOM, Hürmüz Boğazı'nın serbest geçişini sağlamanın öncelikleri olduğunu vurguluyor. Bu gelişmeler, İran ile ABD arasında doğrudan bir çatışma riskini artırıyor. Bölgedeki diğer aktörler, özellikle de İsrail ve Suudi Arabistan, İran'ın nükleer programı konusunda derin endişe duyuyor. İran'la müzakere yürüten ülkeler (Çin, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere) ise tansiyonun düşürülmesi için diplomatik çabalarını sürdürüyor. Ancak İran'ın yeni talepleri ve ABD'nin tutumu, bu çabaların sonuç vermesini zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithalatla karşılayan bir ülke olarak, İran kaynaklı petrol ve doğal gaz sevkiyatının kesintiye uğramasından doğrudan etkilenir. İran'la enerji alanında uzun vadeli anlaşmaları bulunan Türkiye, Hürmüz Boğazı'nın kapatılması halinde daha pahalı enerji alternatiflerine yönelmek zorunda kalabilir. Ayrıca, Türkiye'nin komşusu İran'daki istikrarsızlık, göç, güvenlik ve ticaret gibi alanlarda olumsuz sonuçlar doğurabilir. Ankara, bu nedenle bölgede diplomasiyi ön planda tutuyor, ancak ABD ile İran arasındaki gerilimin artması Türkiye'nin itidal çağrılarını zora sokuyor. Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefi de bu tür krizlerden olumsuz etkilenmektedir.