Yemen'de son üç haftanın en geniş çaplı çatışmaları yaşanıyor. Ülke genelinde şiddetlenen çatışmalar nedeniyle yerinden edilenlerin sayısı 200 bine yaklaşırken, İnsan Hakları Bakanlığı Eylül ayında en az 100 çocuğun Husiler tarafından silah altına alındığını açıkladı. Bu rakam, ülkedeki insani krizin derinleştiğini gözler önüne seriyor.
Çatışmaların Arka Planı ve Yerinden Edilme Dalgası
Yemen, 2014 yılından bu yana Husiler ile Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun desteklediği hükümet güçleri arasında şiddetli bir iç savaşa sahne oluyor. Son haftalarda Marib, Cevf ve Hudeyde cephe hatlarında yoğunlaşan çatışmalar, sivil halk üzerinde yıkıcı bir etki yaratıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, sadece son üç hafta içinde 15 binden fazla aile – yaklaşık 90 bin kişi – evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu, yıl başından bu yana kaydedilen en hızlı yerinden edilme dalgası olarak kayıtlara geçti.
Yerinden edilenlerin büyük bölümü, çatışmaların yoğunlaştığı Marib kentinden güneydeki güvenli bölgelere kaçıyor. Ancak bu bölgelerdeki kamplar da aşırı kalabalık ve yetersiz altyapıya sahip. İnsani yardım kuruluşları, temiz su, gıda ve sağlık hizmetlerine erişimin her geçen gün zorlaştığını belirtiyor. Dünya Gıda Programı (WFP), Yemen'de 16 milyondan fazla insanın acil gıda yardımına ihtiyaç duyduğunu ve ülkenin dünyanın en büyük insani kriziyle karşı karşıya olduğunu vurguluyor.
İnsan Hakları Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Eylül ayında en az 100 çocuğun Husiler tarafından zorla silah altına alındığı ve cepheye gönderildiği belirtildi. Bakanlık, bu çocukların büyük kısmının 14-17 yaş aralığında olduğunu ve ailelerinden zorla koparıldığını ifade etti. Uluslararası kuruluşlar, çocuk asker kullanımının uluslararası hukuka göre savaş suçu teşkil ettiğini hatırlatıyor. Husiler ise suçlamaları reddediyor ve çocukları sadece eğitim kamplarına aldıklarını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yemen'deki çatışmalar, bölgesel güç dengeleri açısından da kritik bir önem taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, hükümet güçlerine destek verirken, İran'ın Husilere askeri ve lojistik destek sağladığı biliniyor. Bu durum, Yemen'i İran-Suudi Arabistan rekabetinin bir vekalet savaşı alanı haline getirmiş durumda. Son haftalardaki tırmanma, Husilerin Marib'e yönelik saldırılarını yoğunlaştırmasıyla paralellik gösteriyor. Marib, hükümetin son önemli kalesi ve ülkenin petrol kaynaklarının merkezi konumunda.
Uluslararası toplum, çatışmaların durdurulması ve insani yardımların engelsiz ulaştırılması için çağrılarını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi, taraflara acil ateşkes çağrısı yaparken, ABD ve Avrupa Birliği de Husilere yönelik yaptırımları gündeme getirdi. Ancak şu ana kadar somut bir ilerleme sağlanamadı. Kızıldeniz'deki güvenlik riskleri de küresel ticaret yollarını tehdit ediyor; Husilerin deniz saldırıları, bölgedeki nakliye maliyetlerini artırıyor.
Yemen'deki insani kriz, Covid-19 salgını, ekonomik çöküş ve yakıt kıtlığıyla daha da derinleşmiş durumda. Ülke nüfusunun yüzde 80'i insani yardıma muhtaç. Çocuklar arasında yetersiz beslenme oranı endişe verici boyutlarda. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), her 10 dakikada bir çocuğun önlenebilir nedenlerden hayatını kaybettiğini bildiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki tırmanma, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve insani diplomasi açısından önemli bir sınav niteliğinde. Türkiye, Yemen krizinde taraf olmaktan kaçınarak insani yardım ve diyalog çağrıları yapıyor. Ancak çatışmaların uzaması, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki güvenlik risklerini artırarak Türkiye'nin deniz ticaret yollarını ve enerji güvenliğini dolaylı olarak etkiliyor. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik girişimlerini ve Suriye, Libya gibi diğer kriz bölgelerindeki dengeleri de etkileyebilir. Türkiye'nin insani yardım kuruluşları aracılığıyla Yemen'e yaptığı katkılar, uluslararası alanda olumlu bir imaj çiziyor; ancak kalıcı çözüm için bölgesel aktörlerle koordinasyon şart.