Yapay zeka devrimi ve jeopolitik gerilimler, Asya okyanuslarında veri akışını yeniden şekillendiriyor. Enerji ve ticaret rotalarına bağımlı olan dünya, şimdi de devasa veri merkezleri arasında fiber optik kablolar döşeyerek yeni bir altyapı yarışına sahne oluyor. Son dönemde birden fazla denizaltı kablosu projesi, Çin ve kritik geçiş noktalarını (chokepoint) devre dışı bırakan alternatif güzergâhlar benimsiyor. Bu eğilim, özellikle Asya-Pasifik bölgesinde veri egemenliği, güvenlik ve ticaret dengesini değiştirme potansiyeli taşıyor.
Denizaltı kablolarında Çin baypası ve yeni rotalar
Dünya genelinde internet trafiğinin %99'undan fazlasını taşıyan denizaltı kabloları, yapay zeka ve bulut bilişim talebiyle birlikte yeniden döşeniyor. Şu anda planlanan veya yapım aşamasındaki birçok kablo, Çin karasularından ve Güney Çin Denizi gibi jeopolitik açıdan hassas bölgelerden kaçınarak, Japonya, Singapur, Endonezya ve Hindistan üzerinden yeni güzergâhlar izliyor. Bu projelerin arkasında çoğunlukla ABD merkezli teknoloji devleri ve onların Asyalı ortakları bulunuyor. Meta, Google, Microsoft gibi şirketler, veri merkezleri arasında düşük gecikmeli bağlantılar kurmak için özel kablolar inşa ediyor.
Örneğin, 2024'te duyurulan 'Echo' ve 'Bifrost' kabloları, Singapur-Endonezya üzerinden ABD'ye bağlanırken Çin'i tamamen devre dışı bırakıyor. Benzer şekilde, 'SEA-ME-WE 6' ve 'Asia Direct Cable' gibi projeler de Çin karasularından geçmeyen rotalar tercih ediyor. Bu eğilim, sadece jeopolitik endişelerden değil, aynı zamanda Çin'in artan siber gözetim ve veri yerelleştirme taleplerinden kaçınma amacını da taşıyor.
Küresel veri altyapısında jeopolitik dönüşüm
Denizaltı kablolarının yeniden yönlendirilmesi, yalnızca teknolojik bir karar değil; aynı zamanda jeopolitik bir hamle. Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, altyapı bağımlılığı stratejik bir silah haline geliyor. Çin'in Kuşak ve Yol İnisiyatifi kapsamında dijital İpek Yolu projeleri, bazı ülkeler tarafından siber casusluk ve etki aracı olarak görülüyor. Buna karşılık, ABD ve müttefikleri, 'temiz ağ' (Clean Network) girişimleriyle Çin teknolojisini dışlayan alternatif ağlar inşa ediyor.
Bu dönüşüm, Asya okyanuslarında yeni bir 'kablo diplomasisi' yaratırken, Malakka Boğazı gibi geleneksel deniz ticareti darboğazlarının yanına 'veri darboğazları' ekleniyor. Endonezya, Filipinler ve Papua Yeni Gine gibi ülkeler, coğrafi konumları sayesinde kablo geçiş ücretlerinden gelir elde etme fırsatı yakalarken, aynı zamanda siber güvenlik riskleriyle de karşı karşıya kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Asya okyanuslarındaki bu dönüşümün doğrudan parçası olmasa da, küresel veri altyapısının yeniden şekillenmesi üç açıdan önem taşıyor. Birincisi, Türkiye coğrafi konumu itibarıyla Avrupa-Asya arasında potansiyel bir veri koridoru olabilir; özellikle Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı'na alternatif kara tabanlı fiber hatlar gündemde. İkincisi, Çin'in dışlandığı kablo ağları, Türkiye'nin Çin ile ekonomik ilişkilerini dengelemeyi gerektirebilir. Üçüncüsü, siber güvenlik ve veri egemenliği konularında Türkiye'nin kendi ulusal fiber altyapısını güçlendirmesi ve uluslararası standartlara uyum sağlaması kritik hale geliyor. Bu gelişmeler, Türk dış politikasında teknoloji diplomatisinin ağırlığını artırabilir.