Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in Washington ziyareti, ABD-Çin ilişkilerinde son yılların en yüksek profilli diplomatik teması olarak öne çıkıyor. Ancak zirvenin ilk gününde ortaya çıkan tablo, törensel karşılamalar ve karşılıklı nezaket mesajlarının ötesine geçemedi. Görüşmelerde şu ana kadar ticaret, Tayvan, insan hakları ve Kuzey Kore gibi başlıklarda beklenen ilerleme sağlanamadı. Bir analist, zirvenin şu ana kadar "pozitif hava"ya odaklandığını, ancak acil konuların hâlâ masada olduğunu belirtti.
Zirvenin Arka Planı ve İlk Gün
Xi Jinping'in Washington ziyareti, 2023 yılının sonlarında San Francisco'daki APEC zirvesinde varılan "ilişkileri istikrara kavuşturma" mutabakatının ardından geldi. O dönemde iki taraf, askeri iletişim kanallarını yeniden açma ve fentanil kaçakçılığıyla mücadele gibi sınırlı adımlar atmıştı. Ancak bu kez Washington'da yapılan görüşmelerde daha kapsamlı bir gündem bekleniyordu: yarı iletken ihracat kontrolleri, çift yönlü yatırımlar, Tayvan Boğazı'ndaki gerilim ve Güney Çin Denizi'ndeki hak iddiaları.
Zirvenin ilk gününde Xi ve ABD Başkanı Joe Biden, Beyaz Saray'da bir araya geldi. Kameralar önünde el sıkışan iki lider, "diyaloğu sürdürme" iradesini vurguladı. Biden, "Çin ile rekabetimiz var ama çatışma istemiyoruz" derken, Xi "karşılıklı saygı ve işbirliği" mesajı verdi. Ancak bu açıklamaların ardından basına kapalı gerçekleşen oturumlardan somut bir sonuç çıkmadı. Görüşmelere yakın kaynaklar, tarafların özellikle teknoloji transferi ve Tayvan konusunda pozisyonlarını yumuşatmadığını aktarıyor.
Ziyaretin ikinci gününde Xi'nin ABD'li iş insanları ve akademisyenlerle bir araya gelmesi planlanıyor. Çin heyeti, bu görüşmelerde yatırım ortamının iyileştirilmesi ve ticari engellerin kaldırılması çağrısı yapacak. Ancak ABD tarafı, özellikle yarı iletken ve yapay zeka alanındaki ihracat kontrollerinde geri adım sinyali vermedi. Washington, ulusal güvenlik gerekçesiyle uygulanan kısıtlamaların süreceğini yineledi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Çin ilişkilerindeki bu durağanlık, küresel ekonomiden güvenliğe kadar geniş bir alanı etkiliyor. İki ülke arasındaki ticaret savaşı, 2018'den bu yana milyarlarca dolarlık ek vergiye ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesine yol açtı. Son dönemde ABD'nin Çin'e yönelik çip ihracatına getirdiği kısıtlamalar, teknoloji sektöründe ciddi bir ayrışma yarattı. Çin ise nadir toprak elementleri ve kritik minerallerdeki hakimiyetini kullanarak karşı baskı oluşturuyor.
Tayvan meselesi, zirvenin en hassas başlığı olmayı sürdürüyor. Çin, Tayvan'ı "ayrılmaz bir parça" olarak tanımlarken, ABD bölgeye silah satışlarını sürdürüyor ve Tayvan Boğazı'nda serbest navigasyonu savunuyor. Xi'nin Washington'da Tayvan konusunu "kırmızı çizgi" olarak nitelendirdiği, Biden'ın ise "Tek Çin" politikasında değişiklik olmadığını ancak Tayvan'ın kendini savunma hakkını desteklediğini belirttiği ifade ediliyor. Bu pozisyon farkı, zirveden Tayvan konusunda bir ortak açıklama çıkmasını zorlaştırıyor.
Kuzey Kore'nin son füze denemeleri ve nükleer programı da görüşmelerin bir diğer önemli maddesi. ABD, Çin'in Pyongyang üzerindeki etkisini kullanarak Kuzey Kore'yi müzakere masasına döndürmesini bekliyor. Ancak Çin, Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların hafifletilmesi ve insani yardım koridorlarının açılması çağrısı yapıyor. Bu konuda da taraflar arasında belirgin bir uzlaşı yok.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin arasındaki bu durağan zirve, Türkiye için doğrudan bir sonuç üretmese de küresel ekonomi ve güvenlik dengeleri üzerinden dolaylı etkiler yaratıyor. Türkiye, hem NATO üyesi olarak ABD ile stratejik ortaklığını sürdürüyor hem de Çin ile ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştiriyor. Zirveden çıkacak olası bir ticaret anlaşması veya yaptırım kararı, Türk ihracatçılarını ve tedarik zincirlerini yakından ilgilendiriyor. Ayrıca Tayvan ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimin tırmanması, küresel enerji fiyatları ve deniz ticareti üzerinden Türkiye'nin ekonomik istikrarını da etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, iki büyük güç arasındaki dengenin korunmasını ve diyaloğun sürmesini tercih ediyor.