Geçtiğimiz hafta içinde, İran parlamentosunun üst düzey bir yetkilisi Lübnan merkezli bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, Tahran'ın Mekke Mutabakatı'na katılmak üzere resmi bir davet aldığını öne sürdü. Ne Suudi Arabistan'dan bir imza, ne Ankara'dan bir mektup, ne de İslamabad'dan bir onay var; ancak bu iddia, bölgedeki geleneksel güç dengelerini altüst edebilecek bir gelişmenin habercisi olarak yorumlanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı ise konuya ilişkin henüz resmi bir doğrulama yapmadı. Yine de bu açıklama, ABD'nin arabuluculuğuna başvurmadan, bölgesel aktörlerin kendi aralarında kurduğu yeni bir ittifakın sinyallerini veriyor.
Mekke Mutabakatı'nın Arka Planı
Mekke Mutabakatı, aslında Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde, bölgesel krizleri çözmek amacıyla başlatılan bir diplomasi girişiminin adı. Bu girişim, özellikle İslam dünyasında birlik ve dayanışmayı güçlendirmeyi hedefliyor. İlk olarak 2019 yılında Suudi Arabistan'ın Mekke kentinde düzenlenen bir zirveyle gündeme gelmişti. Ancak o dönemde İran, bu girişime sıcak bakmamıştı. Şimdi ise İran'ın davet edildiği iddiası, Suudi-İran yakınlaşmasının yeni bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor. Çin'in arabuluculuğunda Mart 2023'te tesis edilen diplomatik ilişkiler, iki ülke arasındaki buzları eritmişti. Bu yeni davet, söz konusu yakınlaşmanın daha da derinleşebileceğini gösteriyor.
Mutabakatın temel hedefleri arasında bölgesel istikrarın sağlanması, terörle mücadele, enerji güvenliği ve ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi yer alıyor. Bu hedefler, aslında ABD'nin uzun süredir bölgede oynadığı role benzer bir işlevi ifade ediyor. Ancak Washington'un son yıllarda Ortadoğu'ya olan ilgisinin azalması, bölgesel aktörleri kendi inisiyatiflerini almaya yöneltmiş durumda. Özellikle Suudi Arabistan, İran ve Türkiye'nin kendi aralarında kurdukları diyalog kanalları, ABD'nin geleneksel müttefiklik ilişkilerini sorguluyor.
İran'ın bu davete nasıl cevap vereceği belirsizliğini korurken, Tahran yönetiminin olası bir olumlu yaklaşımı, sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de yeni dengelerin kurulmasına yol açabilir. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, bu tür bir iş birliğini zorlaştırsa da, Tahran'ın son dönemde Rusya ve Çin ile geliştirdiği ilişkiler, Batı'ya olan bağımlılığını azaltmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu gelişmenin en önemli boyutu, ABD'nin bölgedeki etkisinin azalmasına işaret etmesidir. Washington, onlarca yıldır Ortadoğu'da müttefikleri arasında arabulucu rolü oynuyordu. Ancak son yıllarda ABD'nin Çin'e odaklanması ve bölgeden askeri olarak çekilme sinyalleri vermesi, bölgesel güçleri kendi aralarında çözüm aramaya itti. Suudi Arabistan'ın İran'la diyaloğu, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Suriye ile normalleşme adımları ve Türkiye'nin Mısır ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini düzeltme çabaları, bu yeni anlayışın örnekleri olarak gösterilebilir.
Mekke Mutabakatı'na İran'ın katılımı, Filistin meselesine de farklı bir boyut kazandırabilir. İran'ın Hamas ve İslami Cihad ile olan bağları, Suudi Arabistan'ın da Filistin davasına verdiği destek düşünüldüğünde, İsrail'e karşı daha birleşik bir İslam dünyası oluşturulabilir. Ancak bu durum, İsrail'in güvenlik endişelerini artırabilir ve bölgede yeni gerilimlere yol açabilir.
Küresel enerji piyasaları üzerinde de etkili olma potansiyeli taşıyan bu ittifak, petrol fiyatlarının belirlenmesinde kartel politikalarına yeni bir soluk getirebilir. Suudi Arabistan ve Rusya'nın liderlik ettiği OPEC+ grubuna İran'ın da dahil olması, enerji arzında daha güçlü bir koordinasyon sağlayabilir. Bu durum, ABD ve Avrupa'nın enerji fiyatlarını kontrol etme çabalarını zora sokabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel vizyonu açısından hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, son dönemde Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile normalleşme sürecine girmişti; İran'ın da dahil olduğu bir mutabakat, Ankara'nın bu ülkelerle ilişkilerini daha da derinleştirebilir. Ancak Türkiye'nin İran ile Suriye ve Irak'taki nüfuz mücadelesi, bu ittifakın sınırlarını belirleyebilir. Ankara'nın Kafkasya ve Orta Asya'da artan etkinliği, Mekke Mutabakatı'nın İslam dünyasında yeni bir denge kurması halinde, Türkiye'nin de bu dengeye uyum sağlaması gerekebilir. Ayrıca, ABD'nin bölgeden çekilmesiyle oluşan güç boşluğunu doldurma potansiyeli taşıyan bu oluşum, Türkiye'nin bağımsız dış politika vizyonuyla örtüşüyor. Ancak ittifakın içinde Türkiye'nin yer almaması, Ankara'nın dışlanma riskiyle karşı karşıya olduğunu da gösteriyor. Bu nedenle Türkiye'nin süreci dikkatle izlemesi ve olası iş birliği kanallarını zorlaması kritik önem taşıyor.