Uluslararası finans çevreleri, İran ekonomisinin önümüzdeki aylarda tarihi bir dönüm noktasıyla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Batı'nın yaptırımlarının derinleşmesi, enflasyonun yüzde 50'yi aşması ve ulusal para birimi riyalin dolar karşısında rekor düşüşü, Tahran yönetimini ekonomik bir D-Day'e hazırlıyor. Uzmanlar, bu tablonun yalnızca İran iç siyasetini değil, bölgesel dengeleri ve küresel enerji piyasalarını da etkileyeceğini öngörüyor. Özellikle İran rejimini yatıştırmayı daha güvenli bir seçenek olarak hesaplayan ülkelerin, bu yaklaşımın uzun vadeli sonuçlarını yeniden gözden geçirmesi gerektiği vurgulanıyor.
Ekonomik Baskılar ve Yaptırımların Derinleşmesi
İran ekonomisi, 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulamaya başlamasıyla birlikte ağır bir darbe almıştı. Bu süreçte İran'ın petrol ihracatı büyük ölçüde azaldı, bankacılık sistemi uluslararası para transferlerinden neredeyse tamamen izole edildi. Başta Çin olmak üzere bazı ülkeler hâlâ İran'dan indirimli petrol alsa da, bu gelirler ekonominin devasa ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak.
Son aylarda ABD ve Avrupa Birliği'nin İran'a yönelik yeni yaptırım paketleri devreye girdi. Özellikle insansız hava aracı (İHA) ve balistik füze tedarik zincirlerine yönelik kısıtlamalar, Rusya'ya askeri destek sağladığı iddialarıyla gerekçelendiriliyor. Bu yaptırımlar, İran'ın zaten kırılgan olan ekonomisini daha da dar bir alana itiyor. Döviz rezervleri eriyor, ithalat için gerekli olan döviz bulunamıyor, temel gıda ve ilaç fiyatları hızla yükseliyor.
İran Merkez Bankası'nın verilerine göre, son bir yılda enflasyon oranı yüzde 50'nin üzerinde seyretti ve gıda enflasyonu yüzde 70'lere ulaştı. Riyalin değeri, 2015 nükleer anlaşma döneminde 32 bin seviyesindeyken, bugün 50 bin liraya kadar geriledi. Karaborsa döviz kurlarında bu rakam çok daha yüksek. Geniş halk kesimlerinde alım gücü ciddi şekilde düştü; sokak gösterileri artıyor, işçi grevleri yaygınlaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'ın ekonomik çöküşü, yalnızca ülke sınırları içinde kalmıyor. İran, Ortadoğu'da Lübnan'daki Hizbullah'a, Suriye'de Esad rejimine, Yemen'deki Husilere ve Irak'taki Şii milislere mali ve askeri destek sağlıyor. Bu grupların finansmanı, İran'ın ekonomik kaynaklarına bağımlı olduğu için, ekonomik daralma bölgesel güç dengelerini de değiştirebilir.
Küresel enerji piyasaları da bu gelişmeleri yakından izliyor. İran'ın petrol ihracatının %7'lik bir bölümünü gerçekleştirdiği dünya pazarında, arz tarafında yaşanacak bir daralma, fiyatları yukarı çekebilir. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji arz güvenliği konusunda hassaslaşan Avrupa, İran'dan gelebilecek yeni bir şokun etkisinden çekiniyor.
Uzmanlara göre, İran'ın ekonomik istikrarsızlığı, nükleer müzakerelerde elini zayıflatıyor. ABD'nin seçim dönemine girmesi ve Ortadoğu'daki çatışmaların sürmesi, Tahran'ın müzakere masasına dönme ihtiyacını artırabilir. Ancak rejim içindeki muhafazakâr kanat, ekonomik krizi dış baskıya bağlayarak toplumsal muhalefeti bastırmaya çalışıyor; bu durum, yönetimin uluslararası toplumla uzlaşma konusunda ne kadar adım atacağını belirsizleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki ekonomik kriz ve olası toplumsal istikrarsızlık, Türkiye için doğrudan sonuçlar doğurabilir. Türkiye, İran ile sınır komşusu olmasının yanı sıra enerji ithalatının önemli bir bölümünü bu ülkeye bağımlı olarak sürdürüyor. Doğalgaz ve petrol sevkiyatındaki aksamalar, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, İran'dan olası bir göç dalgası, Türkiye'nin sınır güvenliği ve göç yönetimi kapasitesini zorlayabilir. Siyasi olarak, İran'ın zayıflaması bölgesel güç dengesini değiştirebilir; Türkiye'nin Kafkasya ve Orta Doğu'daki etkinliği göz önüne alındığında, bu durum Ankara için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Ancak Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlara katılımı konusunda dikkatli olması bekleniyor.