Gazze Şeridi'nde sağlık hakkı, artık fiilen bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda. İsrail'in devam eden saldırıları ve ablukası nedeniyle harap olan sağlık sistemi, özellikle yerinden edilme kamplarında yaşayan en kırılgan gruplara ulaşamıyor. BM verilerine göre, Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 85'i yerinden edilmiş durumda ve bu insanların büyük bir kısmı aşırı kalabalık, hijyenik olmayan koşullara sahip çadır kamplarında yaşam mücadelesi veriyor. Bu kamplarda sağlık hizmetlerine erişim neredeyse imkânsız: hastaneler ya bombalanmış ya da kapasite sınırına ulaşmış durumda; ilaç ve tıbbi malzeme stokları tükenmek üzere. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilileri, Gazze'deki sağlık durumunun 'felaket' boyutunda olduğunu ve acil uluslararası müdahale gerektirdiğini vurguluyor. Bu tablo, savaşın yalnızca fiziksel yıkım değil, aynı zamanda temel insan haklarının sistematik olarak ihlali anlamına geldiğini gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Çöken Sağlık Altyapısı
7 Ekim 2023'te başlayan çatışmaların ardından İsrail ordusunun Gazze'ye yönelik yoğun hava saldırıları ve kara operasyonları, bölgedeki sağlık altyapısını büyük ölçüde tahrip etti. Gazze'deki 36 hastanenin çoğu ya doğrudan vuruldu ya da yakıt ve tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle hizmet dışı kaldı. Yalnızca birkaç hastane, kapasitesinin çok üzerinde bir yük ile çalışmaya devam ediyor. Yoğun bakım üniteleri, ameliyathaneler ve doğum servisleri, sürekli gelen yaralılar nedeniyle adeta felç olmuş durumda. Sağlık çalışanları, kendi canları pahasına görev yapmaya çalışırken, birçoğu da saldırılarda hayatını kaybetti ya da yaralandı. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi, sağlık personeline yönelik saldırıların savaş suçu teşkil edebileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Yerinden edilme kamplarında yaşayan Filistinliler, sağlık hizmetlerine erişim konusunda çok daha büyük engellerle karşılaşıyor. Bu kamplar, genellikle okul, açık alan veya terk edilmiş binalarda kurulmuş olup, temel altyapıdan yoksun. Temiz su ve sanitasyon tesislerinin olmayışı, kolera, hepatit ve diğer bulaşıcı hastalıkların yayılma riskini artırıyor. Ayrıca, kamplarda görev yapan sağlık ekipleri, güvenlik endişeleri ve yakıt kısıtlamaları nedeniyle düzenli olarak bölgelere ulaşamıyor. Kronik hastalığı olanlar, diyaliz hastaları, kanser tedavisi görenler ve doğum yapacak kadınlar ise en büyük mağduriyeti yaşayan gruplar arasında. Özellikle hamile kadınların güvenli doğum yapabilmesi için hastanelere ulaşması gerekiyor, ancak çatışmalar ve kontrol noktaları nedeniyle bu çoğu zaman mümkün olmuyor. DSÖ, Gazze'deki doğumların yüzde 20'sinden fazlasının tıbbi gözetim olmadan gerçekleştiğini tahmin ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İnsani Kriz ve Uluslararası Tepkiler
Gazze'deki sağlık krizi, yalnızca bölgesel değil, küresel bir insani felaket olarak nitelendiriliyor. BM Güvenlik Konseyi, birçok kez toplanmasına rağmen kalıcı bir ateşkes sağlanamadı. ABD'nin vetoları ve bazı ülkelerin tutumu, uluslararası toplumun ortak bir karar almasını engelliyor. Bu durum, BM'nin etkinliği ve uluslararası hukukun uygulanabilirliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Öte yandan, Mısır ve Katar'ın arabulucu olduğu ateşkes müzakereleri, insani yardımların ulaştırılması ve esir takası konularında ilerleme kaydedilememesi nedeniyle tıkanmış durumda. Hafta başında Mısır'ın Kahire kentinde yapılan görüşmelerde, taraflar arasında hâlâ önemli görüş ayrılıkları bulunduğu belirtiliyor.
Bölgesel düzeyde, İran ve onun desteklediği Hizbullah gibi aktörler, İsrail'e yönelik tehditlerini artırırken, bu durum daha geniş bir çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler ise iki devletli çözümün yeniden canlandırılması çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği ve bazı Latin Amerika ülkeleri, İsrail'e yönelik silah ambargosu ve yaptırım çağrıları yaparken, bu girişimlerin somut sonuçları henüz görülmedi. Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) Güney Afrika'nın açtığı soykırım davası, savaşın hukuki boyutunu gündeme taşıyor; ancak bu sürecin uzun yıllar alabileceği ve sahada insani durumu hemen değiştirmeyeceği açık. Dolayısıyla, Gazze'deki sağlık krizinin çözümü, öncelikle siyasi bir irade gerektiriyor; ancak bu irade şu an için görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki sağlık krizi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir insani ve jeopolitik meseledir. Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek çerçevesinde, bölgedeki insani yardım çalışmalarında aktif rol oynuyor. Türk Kızılayı ve AFAD, daha önce bölgeye yardım ulaştırmış, ancak İsrail'in kısıtlamaları bu çabaları sınırlandırmıştır. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve bölgesel güvenlik çıkarları göz önüne alındığında, Gazze'de kalıcı bir istikrarın sağlanması Ankara'nın da çıkarınadır. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistin'in haklarını savunmaya devam ederken, bu krizin bölgesel bir savaşa dönüşme riski, Türkiye'yi de doğrudan etkileyebilir. Özellikle mülteci akınları, enerji güvenliği ve terörle mücadele konularında yeni tehditler ortaya çıkabilir. Dolayısıyla Türkiye'nin, diplomatik girişimlerini artırması ve insani yardım koridorlarının açılması için baskı yapması beklenmektedir.