ABD ve İran, bölgesel gerilimin giderek arttığı bir dönemde birbirlerine füze saldırılarıyla mesaj gönderiyor. İki ülke arasında nisan ayında sağlanan kırılgan ateşkesin ardından bugüne kadarki en tehlikeli dönem yaşanıyor. Son haftalarda gerçekleşen saldırıların çoğu, askeri hedeflerden ziyade doğrudan siyasi sinyaller taşımayı amaçlıyor. Taraflar, nükleer müzakerelerin durma noktasına gelmesi ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürütülen çatışmaların doğrudan bir sıcak temasa dönüşme riski taşımasıyla karşı karşıya. Uzmanlar, bu durumun bir yanlış anlaşılma veya kontrolsüz bir tırmanma halinde geniş çaplı bir çatışmaya yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin arka planı: Nisan ateşkesi ve sonrası
İran ve ABD arasındaki gerilim, nisan ayında imzalanan geçici ateşkesle bir nebze olsun yatışmıştı. Ancak bu ateşkes, tarafların temel taleplerini karşılamaktan uzak olduğu için kırılgan bir zeminde duruyordu. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürürken ABD de yaptırımları artırmış durumda. Ateşkesin ardından geçen aylarda, özellikle Suriye ve Irak'ta İran destekli milisler ile ABD güçleri arasında düşük yoğunluklu çatışmalar yaşanıyordu. Ancak son dönemde bu çatışmaların şiddeti ve sıklığı belirgin şekilde arttı.
Uzmanlara göre, tarafların kullandığı füze saldırıları, askeri stratejiden çok politik mesaj verme amacı taşıyor. Örneğin, İran'ın son füze denemesi, hem iç kamuoyuna güç gösterisi yapmak hem de ABD'ye müzakere masasında elini güçlendirme sinyali vermek olarak yorumlandı. Öte yandan ABD'nin Basra Körfezi'ndeki füze savunma sistemlerini güçlendirmesi ve askeri tatbikatlarını artırması da Tahran'a yönelik bir uyarı niteliği taşıyor.
Analistler, bu karşılıklı füze gösterilerinin bir savaş hazırlığı değil, caydırıcılık amacı taşıdığı görüşünde. Ancak her iki tarafın da nükleer program ve bölgesel nüfuz konularında geri adım atmaya yanaşmaması, yanlış hesaplama riskini artırıyor. Özellikle İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in son açıklamalarında sert bir dil kullanması ve ABD'nin de İran Devrim Muhafızları'na yönelik yaptırımları genişletmesi, gerilimi besliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve uluslararası toplum
Washington ve Tahran arasındaki bu gerilim, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'yu ve küresel ekonomiyi etkiliyor. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, petrol fiyatlarının seyri açısından kritik öneme sahip. Son haftalarda artan gerginlik, Brent petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açtı. Piyasalar, olası bir çatışma durumunda arz kesintileri yaşanabileceği endişesiyle tedirgin.
Uluslararası toplum, tarafları itidal çağrısı yaparken, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. Ancak nükleer anlaşma (JCPOA) müzakerelerinin aylardır askıda olması, diplomatik çözüm umutlarını zayıflatıyor. Rusya ve Çin ise bölgedeki nüfuzlarını artırmak için bu gerilimi fırsata çevirmeye çalışıyor. Moskova, İran'a askeri teknoloji desteğini artırırken Pekin de Tahran'la ticari ilişkilerini derinleştiriyor.
Bölgesel aktörlerden Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD'nin İran'a karşı daha sert bir tutum almasını desteklerken, Irak ve Katar gibi ülkeler ise çatışmadan en fazla zarar görecek ülkeler arasında yer alıyor. Irak, hem ABD güçlerine ev sahipliği yapması hem de İran'la sınır komşusu olması nedeniyle iki ateş arasında kalmış durumda. Son haftalarda Irak'ta İran yanlısı milislerin ABD üslerine yönelik saldırıları, Bağdat yönetimini zor durumda bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve ABD arasında artan gerilimi yakından takip ediyor. Ankara, hem NATO müttefiki ABD ile ittifak ilişkilerini sürdürmek hem de komşusu İran'la ekonomik ve siyasi bağlarını korumak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Olası bir çatışma, Türkiye'nin enerji güvenliğini doğrudan etkileyebilir; zira Türkiye, doğal gaz ve petrol ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve diğer bölge ülkelerinden karşılıyor. Ayrıca, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlık, PKK gibi terör örgütleri için uygun zemin oluşturabilir. Türkiye, bu nedenle tarafları diyaloğa çağırırken, kendi sınır güvenliğini de artırma yoluna gidebilir. Bölgedeki dengelerin değişmesi halinde Ankara'nın dış politikasını yeniden gözden geçirmesi gerekebilir.