ABD ve İran, Hürmüz Boğazı ve çevresinde yeniden sıcak çatışmaya girdi. ABD’nin Salı günü İran limanlarına yönelik abluka uygulama planını devreye sokmasının ardından İran, iki tankere saldırdığını ve ABD askeri tesislerine ateş açtığını duyurdu. Böylece iki ülke arasında aylardır süren gerilim açık savaşa dönüştü. Saldırılarda can kaybı olup olmadığı henüz bilinmezken, bölgedeki diplomatik çabalar da kesintiye uğradı. Uzmanlar, bu gelişmenin küresel enerji piyasalarında şok dalgası yaratacağı ve ticaret yollarının güvenliğini ciddi biçimde tehdit edeceği görüşünde.
Gelişmenin Arka Planı
Hürmüz Boğazı, dünya ham petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olarak biliniyor. ABD ile İran arasında yıllardır süren nükleer müzakerelerin çıkmaza girmesi ve ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları yeniden sıkılaştırması, iki ülkeyi defalarca karşı karşıya getirmişti. Son olarak ABD Başkanı’nın imzaladığı yeni bir güvenlik direktifiyle İran limanlarına abluka uygulanması kararlaştırıldı. İran yönetimi bu kararı “açık savaş ilanı” olarak nitelendirerek misilleme yapacağını duyurmuştu. Nitekim Salı günü erken saatlerde İran Devrim Muhafızları’na bağlı deniz kuvvetleri, boğazda seyreden iki ticari tankere füze ve hızlı botlarla saldırdı. Ardından Basra Körfezi’ndeki ABD askeri üslerine balistik füzeler fırlatıldı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) saldırıları doğrularken, karşılık verileceğini açıkladı. Bölgedeki ABD Donanması unsurları yüksek alarma geçirildi. Petrol fiyatları bu haberin ardından yüzde 10’dan fazla yükseldi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu çatışma, yalnızca ABD ve İran arasında değil, tüm bölge ülkelerini ve küresel enerji güvenliğini yakından ilgilendiriyor. Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi Körfez ülkeleri, olası bir geniş çaplı savaşın etkilerinden endişe ediyor. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması veya geçiş güvenliğinin tamamen ortadan kalkması halinde, Asya ve Avrupa’ya yönelik petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz akışı ciddi biçimde kesintiye uğrayabilir. Bu durum, küresel resesyon riskini artırırken, enerji bağımlısı ülkeleri alternatif yollar aramaya itebilir. Uzmanlar, Çin ve Hindistan gibi büyük petrol ithalatçılarının arabuluculuk yapmasının beklendiğini ancak taraflar arasındaki güvensizliğin diplomatik çözümü zorlaştırdığını belirtiyor. Ayrıca İsrail’in de dolaylı olarak çatışmanın içinde yer alabileceği, İran’ın Lübnan’daki Hizbullah ve Yemen’deki Husiler üzerinden bölgesel gerilimi tırmandırabileceği öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin enerji maliyetlerini ve ticaret rotalarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, petrol ve doğal gaz ihtiyacının önemli bir kısmını Körfez bölgesinden ve İran’dan karşılıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki çatışma, enerji fiyatlarının yukarı çekilmesi yoluyla cari açığı artırabilir ve enflasyonist baskıları derinleştirebilir. Ayrıca, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji arama faaliyetleri ve Kafkasya’daki nüfuz mücadelesi göz önüne alındığında, ABD-İran çatışması bölgesel güç dengesini değiştirebilir. Türkiye, hem NATO müttefiki ABD ile hem de İran ile sınır paylaşan ve enerji işbirliği yapan bir ülke olarak dikkatli bir denge politikası izlemek zorunda kalabilir. Çatışmanın Türkiye sınırına yansıması beklenmezken, sığınmacı akını ve terör riski gibi dolaylı etkiler izlenmeli.