Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, geçen yıl Birliğin Durumu (SOTEU) konuşmasını yaptığında ortam son derece kaotikti. Rus insansız hava araçları Polonya hava sahasına girmiş, Donald Trump ABD'nin NATO taahhüdünü sorgulamış ve von der Leyen'in kendisi de siyasi baskılarla karşı karşıyaydı. Bir yıl sonra, Avrupa'nın karşı karşıya olduğu tehditler azalmak bir yana, daha da karmaşık hale geldi.
Bir yıl önceki tablo: Krizlerin gölgesinde bir konuşma
Von der Leyen'in 2023 Eylül'ündeki konuşması, Avrupa'nın aynı anda birden fazla cephede mücadele ettiği bir döneme denk geldi. Rusya'nın Ukrayna işgali sürerken, enerji krizi ve ekonomik durgunluk Avrupa'nın gündemini belirliyordu. Trump'ın ABD başkanlığına yeniden adaylık sinyalleri, Washington'ın Avrupa güvenliğine olan bağlılığını şüpheye düşürmüştü. Von der Leyen, konuşmasında Avrupa'nın savunma kapasitesini güçlendirmesi, yeşil dönüşüm ve dijital egemenlik gibi başlıklara vurgu yaptı.
Ancak o günlerde Polonya'nın hava sahasına giren Rus dronları, NATO'nun doğu kanadında tansiyonu yükseltmişti. Bu olay, Avrupa'nın hava savunma sistemlerindeki zafiyeti ve Rusya'nın provokasyonlardan çekinmediğini gösteriyordu. Ayrıca von der Leyen, kendi komisyonunda yaşanan iç anlaşmazlıklar ve bazı üye ülkelerin artan eleştirileriyle de boğuşuyordu.
Bir yıl sonra: Avrupa'nın kazandığı ve kaybettiği alanlar
Aradan geçen bir yılda Avrupa, savunma alanında bazı adımlar attı: Ortak silah tedariki için fonlar artırıldı, Avrupa Savunma Ajansı'nın yetkileri genişletildi ve Ukrayna'ya askeri destek sürdü. Ancak bu adımlar, kıtanın güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak. Avrupa'nın savunma harcamaları halen ABD'nin gerisinde ve üye ülkeler arasında koordinasyon eksikliği devam ediyor.
Ekonomik cephede ise tablo daha karışık. Yeşil Mutabakat kapsamında atılan adımlar, sanayide dönüşümü hızlandırsa da enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve Çin ile artan rekabet, Avrupa'nın ekonomik rekabetçiliğini zorluyor. Enflasyonla mücadele için Avrupa Merkez Bankası'nın faiz politikaları, büyümeyi yavaşlatıyor. Öte yandan, AB'nin genişleme süreci ve Batı Balkanlar'daki istikrar, hala çözüm bekleyen sorunlar arasında.
Göç konusunda ise AB içinde derin görüş ayrılıkları var. Akdeniz'de yaşanan insanlık dramları ve sığınmacı krizi, üye ülkeler arasında dayanışma mekanizmalarını zorluyor. Von der Leyen'in bu konudaki çabaları, bazı üye ülkelerin direnciyle karşılaşıyor.
Küresel ve bölgesel boyut
Avrupa'nın karşı karşıya olduğu zorluklar, sadece kıta içi dinamiklerle sınırlı değil. ABD'deki siyasi belirsizlik, NATO'nun geleceği ve transatlantik ilişkiler üzerinde gölge oluşturuyor. Trump'ın yeniden seçilmesi durumunda, ABD'nin Avrupa güvenliğine verdiği desteğin azalabileceği endişesi hakim. Bu da Avrupa'yı kendi savunma kapasitesini artırmaya itiyor.
Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı, Avrupa'nın doğu sınırlarında güvenlik riskini canlı tutuyor. Çin'in ekonomik ve teknolojik yükselişi, AB'nin ticaret ve teknoloji politikalarını yeniden şekillendirmesini gerektiriyor. Ayrıca, Orta Doğu'daki istikrarsızlık ve Afrika'daki güvenlik sorunları, Avrupa'nın çevresinde bir istikrarsızlık kuşağı oluşturuyor.
Avrupa'nın küresel aktör olarak etkinliği, bu çok katmanlı tehditlerle başa çıkma kapasitesine bağlı. Von der Leyen'in bir yıl önceki konuşmasında ortaya koyduğu hedeflerin ne kadarının gerçekleştiği ise tartışmalı. Avrupa, kriz yönetiminde bazı ilerlemeler kaydetse de, stratejik özerklik hedefi hala uzak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'nın savunma ve güvenlik alanında attığı adımlar, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. NATO içindeki rolü ve bölgesel güç olarak Türkiye, Avrupa'nın güvenlik mimarisinde kilit bir aktör. AB'nin savunma kapasitesini artırması, Türkiye ile işbirliği fırsatları yaratabilir ancak aynı zamanda Türkiye'nin AB üyeliği sürecindeki belirsizlikler devam ediyor. Ekonomik açıdan, AB'nin yeşil dönüşüm ve dijital politikaları, Türkiye'nin ihracatını ve sanayisini etkileyecek. Göç konusunda ise Türkiye, AB için kritik bir ortak olmayı sürdürüyor. Avrupa'nın istikrarı, Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarları için hayati önemde.