Venezuela'nın egemenliği yeniden tartışmaya açıldı. New York Times'ın yayımladığı bir rapora göre, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun yakalanmasının ardından Venezuela'nın mali kaynaklarını, doğal kaynaklarının dağıtımını ve hükümet işleyişini fiilen kontrol ediyor. Raporda, Rubio'nun Venezuela'nın petrol gelirlerinin yönetimi ve uluslararası borç ödemeleri konusunda doğrudan karar aldığı iddia ediliyor. FRANCE 24'ün Monte Francesco'ya dayandırdığı haberde, ABD'nin Venezuela'ya yönelik yaptırımlarının Rubio'nun ofisi tarafından koordine edildiği ve ülkedeki insani yardım dağıtımının da Washington'dan yönlendirildiği belirtiliyor. Bu gelişme, Venezuela'nın bağımsızlığı ve ABD'nin Latin Amerika politikası açısından önemli sonuçlar doğurabilir.
Gelişmenin arka planı: Maduro sonrası Venezuela'da güç boşluğu
Nicolas Maduro'nun 2025 yılı başında ABD destekli bir operasyonla gözaltına alınmasından bu yana Venezuela'da büyük bir güç boşluğu oluştu. New York Times'ın haberine göre, bu boşluğu ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio doldurdu. Rubio, uzun süredir Venezuela'ya yönelik sertlik yanlısı tutumuyla biliniyor. Senatörken Venezuela'ya uygulanan yaptırımların artırılması için lobi faaliyeti yürüten Rubio, Dışişleri Bakanı olduktan sonra bu ülkeye yönelik politikaların belirlenmesinde kilit rol oynadı.
Habere göre Rubio, Venezuela Merkez Bankası'nın rezervleri, devlet petrol şirketi PDVSA'nın gelirleri ve uluslararası krediler üzerinde doğrudan söz sahibi oldu. ABD Hazinesi ve Dışişleri Bakanlığı arasında yapılan yazışmalarda, Rubio'nun Venezuela'ya yönelik yardım paketlerinin onaylanması için kişisel olarak veto yetkisi kullandığı iddia ediliyor. Bu durum, Venezuela'daki geçici hükümetin Washington'a bağımlı hale gelmesine yol açtı.
Bölgesel ve küresel boyut: Latin Amerika'da ABD etkisi yeniden mi yükseliyor?
Venezuela'daki bu gelişme, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Latin Amerika bölgesel dengelerini etkileyecek nitelikte. Rubio'nun Venezuela'yı doğrudan yönetmesi, ABD'nin Soğuk Savaş'tan bu yana Latin Amerika'da uyguladığı müdahaleci politikaların yeniden canlanması olarak yorumlanıyor. Brezilya, Arjantin ve Meksika gibi bölge ülkeleri, ABD'nin bu hamlesine temkinli yaklaşırken, Kolombiya ve Ekvador gibi sağ eğilimli hükümetler Washington'un pozisyonunu destekliyor.
Küresel açıdan ise, ABD'nin Venezuela'nın doğal kaynakları üzerinde kontrol sahibi olması, küresel enerji piyasalarında yeni bir kırılma noktası yaratabilir. Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkelerinden biri. Rubio yönetimindeki Washington'ın bu kaynakları nasıl kullanacağı, uluslararası petrol fiyatları ve OPEC üzerinde doğrudan etkili olacaktır. Ayrıca, Rusya ve Çin'in Venezuela'daki çıkarları da bu gelişmeden olumsuz etkilenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda Latin Amerika ile ilişkilerini geliştirmiş ve Venezuela'ya dostane bir yaklaşım sergilemişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Maduro ile kurduğu yakın diyalog, Türk şirketlerine Venezuela'da yatırım fırsatları yaratmıştı. Ancak ABD'nin Venezuela'yı fiilen kontrol etmesi, Türkiye'nin bu ülkedeki siyasi ve ekonomik manevra alanını daraltabilir. Türk iş dünyası, yeni yaptırımlar ve ABD kontrolündeki bir yönetimle ticaret yapmanın risklerini yeniden değerlendirmek zorunda kalabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Latin Amerika'ya yönelik dış politikası, Venezuela'daki bu değişim karşısında esneklik kazanmalıdır.