Ursula von der Leyen'in Avrupa Komisyonu Başkanı olarak ikinci döneminin başlamasının üzerinden henüz bir yıl geçti. Ancak görev süresinin sonuna gelinmeden önce önünde, Avrupa Birliği'nin geleceğini ve kendi mirasını derinden etkileyecek altı kritik başlık duruyor. Brüksel'deki diplomatik kaynaklara göre, Almanya'nın eski savunma bakanı, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından yeniden seçilmesiyle birlikte, kıtanın karşı karşıya olduğu en büyük sınavlarla boğuşmak zorunda. Bu sınavların merkezinde, Avrupa'nın sanayi rekabet gücünü yeniden tesis etmek, iklim hedefleri ile ekonomik büyümeyi dengelemek ve jeopolitik olarak giderek kutuplaşan bir dünyada AB'nin küresel bir aktör olarak konumunu sağlamlaştırmak var.
Sanayi Devrimi ve Rekabetçilik
Von der Leyen'in mirasını belirleyecek ilk başlık, Avrupa sanayisinin yeniden canlandırılması. AB, iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri doğrultusunda Yeşil Mutabakat'ı uygulamaya koyarken, enerji maliyetleri ve bürokratik yükler nedeniyle Avrupalı şirketlerin Çin ve ABD'deki rakipleri karşısında zorlandığı bir dönemden geçiyor. Komisyon, özellikle temiz teknoloji alanında 'Made in Europe' markasını güçlendirmek için yeni bir sanayi stratejisi taslağı hazırlıyor. Bu strateji, kritik hammaddelerde bağımlılığı azaltmayı, enerji yoğun sektörlerde karbon fiyatlandırmasının rekabeti bozmasını engellemeyi ve ar-ge yatırımlarını artırmayı hedefliyor. Ancak üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları, devlet yardımı kurallarının esnetilmesi ve ortak borçlanma gibi konularda sürtüşmelere yol açıyor. Fransa ve Almanya'nın öncülüğündeki 'sanayici' ülkeler, daha esnek bir rekabet politikası talep ederken, kuzeyli ülkeler mali disipline vurgu yapıyor.
Kurallar ve Değerler: AB'nin İç Cephesi
İkinci başlık, AB'nin kendi kurallarını ve değerlerini savunma kapasitesi. Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde yargı bağımsızlığı ve medya özgürlüğü konusundaki endişeler sürüyor. Hukukun üstünlüğü mekanizmasının uygulanması, Komisyon ile bazı üye devletler arasında yeni gerilimler yaratabilir. Von der Leyen, göreve başladığı ilk dönemde bu konuda kararlı bir tutum sergilemişti. Ancak jeopolitik krizlerin ortasında, AB içindeki dayanışmayı korumak adına daha temkinli bir yaklaşım benimseyebilir. Bu denge, AB'nin temel değerlerine bağlılığının bir göstergesi olacak. Özellikle göç ve sığınma politikalarında uzlaşma arayışı, bu dengeyi zorlayan bir başka boyut olarak öne çıkıyor. 2024 yılında kabul edilen yeni Göç ve İltica Paktı'nın uygulanması, sınır yönetiminden sorumlu kurumların güçlendirilmesini ve üye ülkeler arasında sorumluluk paylaşımını gerektiriyor.
Güvenlik ve Savunma: Küresel Bir Güç müdür?
Üçüncü başlık ise Avrupa güvenliğinin geleceği. Rusya-Ukrayna savaşı, AB'nin güvenlik ve savunma politikalarını kökten değiştirdi. Von der Leyen'in liderliğinde AB, ilk kez ortak savunma alımlarına yöneldi ve savunma sanayisini güçlendirmek için fonlar oluşturdu. Ancak bu çabaların kalıcı olması için üye ülkelerin savunma bütçelerini artırmaya devam etmesi ve NATO ile eşgüdümün güçlendirilmesi gerekiyor. 'Avrupa ordusu' fikri hâlâ tartışmalı; ancak Avrupa Savunma Fonu ve Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği (PESCO) projeleri fiili bir işbirliği zemini oluşturuyor. Komisyon, önümüzdeki dönemde savunma alanında ortak araştırma-geliştirme projelerini teşvik etmeyi, askeri hareketliliği artırmayı ve siber savunmayı güçlendirmeyi hedefliyor. Bu alandaki ilerlemeler, Brüksel'in küresel bir güvenlik aktörü olma iddiasının test edileceği bir zemin olarak görülüyor.
Ukrayna'ya Destek ve Genişleme Dinamiği
Dördüncü başlık, Ukrayna'ya verilen desteğin sürdürülebilirliği. Savaşın yıpratıcı etkisi, AB kamuoyunda 'savaş yorgunluğu' yaratma riskini beraberinde getiriyor. Von der Leyen, Kiev'e verilen mali ve askeri desteğin devamını sağlamak zorunda. Ayrıca Ukrayna'nın AB üyelik sürecinin hızlandırılması, hem jeopolitik bir mesaj hem de reformların tetikleyicisi olarak önem taşıyor. Ukrayna ile birlikte Moldova, Gürcistan ve Batı Balkan ülkeleri de genişleme gündeminde. Bu genişleme dalgası, AB'nin karar alma mekanizmalarını ve bütçesini yeniden düşünmesini gerektiriyor. Beşinci başlık ise bu genişleme sürecinin yönetimi. Birliğin 30'dan fazla üyeye ulaşması halinde, nitelikli çoğunluk oylamasının yaygınlaştırılması ve katılım öncesi fonların artırılması kaçınılmaz görünüyor. Von der Leyen, 'derinleşme olmadan genişleme' ilkesini savunarak, üyelik müzakerelerinin aynı zamanda entegrasyonu güçlendirecek reformlarla paralel yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.
Finansman: Parayı Bulmak
Son ve belki de en kritik başlık, tüm bu hedeflerin finansmanı. Brexit sonrası bütçe kayıpları, borç krizi ve Ukrayna'ya yönelik harcamalar, AB bütçesi üzerinde benzeri görülmemiş bir baskı oluşturuyor. Von der Leyen, yeni bir ortak borçlanma mekanizması önerisini masaya yatırmak zorunda kalabilir. Ancak bu fikir, özellikle 'tutumlu' ülkelerden güçlü bir direnişle karşılaşacaktır. Ayrıca dijital ekonominin vergilendirilmesi ve emisyon ticaret sistemi gibi yeni gelir kaynaklarının devreye alınması gündemde. Tüm bu zorlukların üstesinden gelebilmek için von der Leyen'in siyasi sermayesini ve müzakere becerilerini kullanması gerekecek. Görev süresinin sonunda, belki de, 'kriz yöneticisi' olarak anılacak ya da kıtayı daha dayanıklı bir geleceğe taşıyan lider olarak tarihe geçecek. Bu soruların cevapları, Avrupa Birliği'nin önümüzdeki on yıllardaki yönünü belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa Komisyonu Başkanı'nın öncelikleri, Türkiye-AB ilişkileri açısından bir dizi fırsat ve risk barındırıyor. Sanayi politikalarının güçlendirilmesi, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve yeşil dönüşüm alanlarındaki işbirlikleri Ankara için umut verici. Ancak güvenlik konusunda AB'nin NATO içinde artan savunma yatırımları, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde dengeleyici bir unsur olabilir. Ukrayna'ya destek ve genişleme sürecinin hızlanması, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin geleceğini de dolaylı olarak etkileyecektir. AB'nin derinleşme reformları, Türkiye'nin haklarını ve yükümlülüklerini yeniden tanımlarken, göç anlaşmasının sürdürülebilirliği ve vize serbestisi konuları ilişkilerin seyrini belirleyecek. Bu nedenle, Brüksel'deki gelişmeler, Türkiye'nin uzun vadeli entegrasyon hedefleri için kritik bir eşik oluşturuyor.