Ürdün'ün doğusunda bulunan ve ABD'nin Ortadoğu'daki en büyük hava gücü konuşlandırdığı Muwaffaq Salti Hava Üssü'ne (H-5) 28 Ocak 2024 gecesi İran destekli milisler tarafından düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısında iki ABD askeri hayatını kaybetti, en az 34 asker de yaralandı. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, saldırının Suriye sınırına yakın bir bölgede bulunan üsse yönelik olduğu ve İran yapımı bir Şahid-136 kamikaze İHA'sının kullanıldığı belirtildi. Saldırı, 7 Ekim'den bu yana bölgede artan gerilimin bir parçası olarak değerlendiriliyor ve ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığına yönelik en kanlı saldırı olarak kayıtlara geçti.
Saldırının Arka Planı ve Üssün Önemi
Muwaffaq Salti Hava Üssü, Ürdün'ün başkenti Amman'ın yaklaşık 100 kilometre doğusunda yer alıyor ve ABD'nin bölgedeki en stratejik askeri noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Üs, Irak ve Suriye'deki operasyonlara destek veren ABD savaş uçaklarına ev sahipliği yapıyor ve İran destekli milis grupların sınır ötesi hareketlerini izlemek için kritik bir gözetleme merkezi görevi görüyor. Ürdün, ABD ile imzaladığı savunma işbirliği anlaşması çerçevesinde bu üssü kullandırıyor ve ülke, bölgedeki istikrarın korunmasında önemli bir müttefik olarak öne çıkıyor.
Saldırının sorumluluğunu üstlenen İslami Direniş Grubu, Irak'taki İran yanlısı milislerin kurduğu bir şemsiye örgüt olarak biliniyor. Örgüt, yaptığı açıklamada saldırının "Gazze'deki Müslümanlara destek" amacı taşıdığını ve "ABD'nin Siyonist rejime verdiği desteğe bir yanıt" olduğunu duyurdu. Ancak Ürdün hükümeti, saldırının kendi topraklarından değil, Suriye tarafından gerçekleştirildiğini ve ülkesinin hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu bildirdi.
ABD'nin Yanıtı ve Bölgesel Boyut
Saldırının ardından ABD Başkanı Joe Biden, ulusa sesleniş konuşmasında "Sorumluları bulacağız ve hesap verecekler" diyerek misilleme sözü verdi. Biden yönetimi, saldırının sorumluluğunun doğrudan İran'a ait olduğunu düşünmediğini ancak İran destekli gruplara ağır bir darbe indirileceğini sinyalini verdi. Beyaz Saray, saldırıya olası yanıt seçeneklerini değerlendirirken, İran topraklarındaki hedefler kadar Irak ve Suriye'deki milis mevzilerinin de vurulabileceğini duyurdu.
Olay, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını sorgulayan tartışmaları da beraberinde getirdi. Özellikle, Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları ve ABD'nin bu saldırılara karşı operasyonları, İran'la doğrudan bir çatışma riskini artırıyor. Uzmanlar, bu son saldırının bölgede yeni bir sıcak çatışmayı tetikleyebileceği konusunda uyarıyor. İran ise saldırıyı kınayarak, bu tür eylemlerin arkasında olmadığını ancak bölgedeki direniş gruplarını desteklemeye devam edeceğini açıkladı.
Ürdün ve Mısır gibi ABD ile yakın ilişkileri olan ülkeler, gerginliğin artmasından endişe duyuyor. Özellikle İsrail ile normalleşme sürecinde olan Ürdün, kendi topraklarının bir çatışma alanına dönüşmesinden kaçınmak istiyor. Mısır Dışişleri Bakanlığı, istikrarın korunması çağrısında bulunurken, Suudi Arabistan da bölgesel gerilimin düşürülmesi için taraflara itidal çağrısı yaptı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu saldırı, Türkiye'nin güvenlik çevresi açısından kritik bir gelişmedir. ABD'nin İran destekli gruplara olası misillemesi, Irak ve Suriye'deki güç dengelerini doğrudan etkileyecektir. Türkiye, PKK/YPG ile mücadele ettiği Suriye'nin kuzeyinde ve Irak'ta İran destekli milislerin varlığına karşı hassas bir denge yürütüyor. Olası bir ABD-İran çatışması, Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit edebilir ve göç dalgalarını tetikleyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ile birlikte enerji merkezi olma hedefi, bölgedeki istikrarsızlıktan olumsuz etkilenebilir. Ankara, bu nedenle tansiyonun düşürülmesi ve diyalog yoluyla çözüm bulunması çağrısında bulunacaktır.