Ürdün Kralı II. Abdullah, Salı günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, uluslararası toplumun Filistin-İsrail çatışmasını çözme yolunu seçmediğini, bunun yerine sorunu yönetmeyi tercih ettiğini belirtti. Kral, onlarca yıldır bu kürsüden uyardığını ve çatışmanın çözümsüz bırakılmasının tehlikelerine dikkat çektiğini ifade etti.
Ürdün Kralı, konuşmasında Filistin meselesinin ortadan kaldırılamayacağını, aksine her geçen gün daha da alevlendiğini vurguladı. Uluslararası toplumun iki devletli çözüm vizyonunu canlandırması gerektiğini, aksi takdirde bölgenin daha büyük bir çatışmaya sürükleneceğini söyledi.
Konuşmanın Arka Planı
II. Abdullah'ın BM Genel Kurulu'ndaki konuşması, İsrail ve Filistin arasındaki tansiyonun son yıllarda yeniden yükseldiği bir döneme denk geldi. Özellikle 2023 yılında Gazze'deki çatışmalar, Batı Şeria'daki artan yerleşim faaliyetleri ve Kudüs'teki gerilim, uluslararası toplumun müdahalesini gerektiren boyutlara ulaştı. Ancak ABD, Avrupa Birliği ve diğer aktörlerin çabaları, kalıcı bir barış anlaşması sağlamakta yetersiz kaldı.
Ürdün, tarihsel olarak Filistin meselesinde arabuluculuk rolü üstlenen ve İsrail ile diplomatik ilişkileri olan az sayıdaki Arap ülkesinden biri. 1994 yılında İsrail ile barış anlaşması imzalayan Ürdün, Doğu Kudüs'teki kutsal mekanların statüsü konusunda özel bir role sahip. Bu nedenle Kral Abdullah'ın sözleri, hem Arap dünyasında hem de uluslararası arenada dikkatle takip ediliyor.
Kral, konuşmasında ayrıca bölgesel istikrarın sadece Filistin sorununun çözümüyle mümkün olacağını belirtti. "Onlarca yıldır bu kürsüden uyarıyorum: Filistin meselesini çözümsüz bırakmak, sadece Filistinliler için değil, tüm bölge için felaket getirir" dedi. Uluslararası toplumun iki devletli çözümü yeniden canlandırması gerektiğini, aksi halde şiddetin daha da tırmanacağını ifade etti.
Ürdün Kralı'nın konuşması, ABD'nin son yıllarda Orta Doğu'dan kısmen çekilme ve İsrail ile Arap ülkeleri arasında normalleşme anlaşmalarına (İbrahim Anlaşmaları) öncelik vermesiyle şekillenen yeni jeopolitik bağlamda okunmalı. Bu süreçte Filistin meselesi geri plana itilmiş, uluslararası toplumun çözüm iradesi zayıflamış görünüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Filistin-İsrail çatışması, yalnızca iki halk arasında bir anlaşmazlık değil; aynı zamanda küresel güçlerin rekabet ettiği, bölgesel istikrarı doğrudan etkileyen bir mesele. ABD, Rusya, Çin ve Avrupa ülkeleri, farklı önceliklerle de olsa bu soruna müdahil oluyor. Ancak son yıllarda uluslararası toplumun ortak bir çözüm iradesi sergileyememesi, çatışmanın yönetilmesiyle yetinildiği eleştirilerini beraberinde getiriyor.
BM Genel Kurulu'nda konuşan Kral Abdullah, uluslararası toplumun çifte standart uyguladığını da ima etti. Bazı ülkelerin insan hakları ihlallerine sessiz kalırken, Filistinlilerin haklarını görmezden geldiğini belirtti. Bu sözler, özellikle Batılı ülkelerin İsrail'e verdiği koşulsuz destek eleştirilerini yansıtıyor.
Öte yandan, bölgede normalleşme süreci devam ediyor. Suudi Arabistan'ın İsrail ile ilişkileri normalleştirme yönünde attığı adımlar, Filistin meselesini daha da karmaşık hale getiriyor. Filistin yönetimi, normalleşmenin Filistin devleti kurulmadan gerçekleşmemesi gerektiğini savunuyor. Kral Abdullah'ın konuşması, bu denklemin ortasında Ürdün'ün pozisyonunu netleştirmesi açısından önemli.
Uluslararası toplumun Filistin-İsrail çatışmasını "yönetmeyi" seçmesi, aslında statükonun korunması anlamına geliyor. Bu politika, ne İsrail'in güvenlik endişelerini gideriyor ne de Filistinlilerin devlet kurma hayalini gerçekleştiriyor. Kral Abdullah, bu yaklaşımın sürdürülemez olduğunu ve er ya da geç daha büyük bir patlamaya yol açacağını vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ürdün Kralı'nın BM'deki açıklamaları, Türkiye'nin Filistin politikasıyla büyük ölçüde örtüşüyor. Türkiye, uzun süredir iki devletli çözümü savunuyor, İsrail'in yerleşim faaliyetlerini ve Gazze'ye yönelik saldırılarını eleştiriyor. Kral Abdullah'ın "çözüm yerine yönetim" eleştirisi, Türkiye'nin uluslararası topluma yönelik adaletsizlik vurgusunu güçlendiriyor. Bölgesel istikrar için Filistin meselesinin çözülmesi gerektiği tezi, Türkiye'nin de savunduğu bir yaklaşım. Ayrıca Ürdün ile Türkiye arasında Filistin konusunda işbirliği potansiyeli bulunuyor. Ancak Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerindeki dalgalanmalar ve bölgesel normalleşme süreci, Ankara'nın manevra alanını sınırlıyor.