Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan antik Sebastia kenti ile Lübnan'daki beş tarihi kaleyi, acil korunmaları gerektiği gerekçesiyle Dünya Mirası Tehlike Listesi'ne dahil etti. Örgütün Dünya Miras Komitesi, 24 Temmuz'da yaptığı oturumda aldığı kararla, bu altı sitenin artan tehditler nedeniyle 'olağanüstü koruma önlemleri' kapsamına alınmasını onayladı. Karar, İsrail'in sert itirazlarına rağmen alındı ve bölgedeki kültürel mirasın korunması konusundaki uluslararası tartışmaları yeniden alevlendirdi. Listeye alınan yerler arasında Batı Şeria'nın kuzeyindeki Sebastia ve Lübnan'ın güneyindeki Şekip (Beaufort) Kalesi ile Trablusşam'daki Sen Jan Şövalyeleri Kalesi gibi Haçlı döneminden kalma önemli yapılar bulunuyor.
Sebastia ve Lübnan Kaleleri: Tarihi ve Önemi
Sebastia, Nablus'un kuzeybatısında yer alan ve MÖ 8. yüzyıla kadar uzanan köklü bir tarihe sahip antik bir kenttir. Hz. Yahya'nın (Vaftizci Yahya) mezarına ev sahipliği yaptığına inanılan kent, Roma döneminde önemli bir merkez haline gelmiş, Haçlılar ve Osmanlılar döneminde de stratejik önemini korumuştur. Bugün hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar için kutsal sayılan Sebastia, 1967'den bu yana İsrail işgali altında ve yerleşimci şiddeti ile kazı çalışmalarının olumsuz etkileriyle karşı karşıya.
Lübnan'daki kaleler ise ülkenin zengin tarihi dokusunun önemli parçaları. Bunlar arasında, güneyde Litani Nehri kıyısındaki Şekip Kalesi (Qalaat al-Shaqif), Haçlılar tarafından 12. yüzyılda inşa edilmiş olup, bölgedeki en görkemli kalelerden biridir. Trablusşam'daki Sen Jan Şövalyeleri Kalesi (Rahibe Kalesi) ise 12. yüzyılda Hospitalier Şövalyeleri tarafından yaptırılmıştır. Ayrıca Sayda'daki Deniz Kalesi, Kral Süleyman'ın efsanevi hazinesine ev sahipliği yaptığı rivayet edilen Cübeyl Kalesi ve güneydeki Tebnin Kalesi de listede yer alıyor. Bu kaleler, yıllardır süren ekonomik kriz, 2020 Beyrut patlamasının etkileri ve bölgesel çatışmaların yol açtığı ihmal nedeniyle ciddi tahribat riskiyle karşı karşıya.
İsrail'in Tepkisi ve Diplomatik Gerilim
UNESCO'nun kararı, İsrail'in yoğun itirazlarına rağmen alındı. İsrail, Sebastia'nın 'işgal altındaki topraklarda' değil, kendi kontrolündeki bir bölgede olduğunu iddia ediyor. Kudüs'teki İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, kararın 'tek taraflı ve siyasi motivasyonlu' olduğu belirtilerek, kınandığı ifade edildi. Öte yandan Filistin Yönetimi, kararı memnuniyetle karşıladı ve bunun Filistin kültürel mirasının korunması için uluslararası toplumun önemli bir adımı olduğunu vurguladı. Lübnan hükümeti de, özellikle son yıllarda ekonomik krizin gölgesinde tarihi yapıların korunmasında zorlandıklarını belirterek, UNESCO'nun desteğinin önemine dikkat çekti.
UNESCO'nun bu kararı, kuruluşun kültürel mirasın korunması konusundaki tarafsızlığı konusunda da yeni tartışmalar başlattı. 2017 yılında ABD ve İsrail, UNESCO'nun Kudüs'teki Yahudi kutsal mekanlarıyla ilgili kararlarını gerekçe göstererek örgütten çekilmiş, ancak 2023'te ABD yeniden üye olmuştu. Bu son karar, örgütün Orta Doğu'daki kültürel hassasiyetleri yönetme becerisine dair soruları yeniden gündeme getirdi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
UNESCO'nun listeye alması, uluslararası toplumun dikkatini bu bölgelere çekse de, pratikte koruma çalışmalarını finanse etmek için sınırlı kaynak sağlıyor. Listede yer almak, teknik destek ve acil koruma fonları için başvuru yapma hakkı tanıyor; ancak bu fonların miktarı ve dağıtımı, üye ülkelerin katkılarına bağlı. Filistin ve Lübnan, bu kaynakları kullanarak restorasyon projeleri geliştirmeyi umuyor.
Karar, aynı zamanda İsrail ile uluslararası kuruluşlar arasındaki gerilimin bir başka yansıması olarak görülüyor. Uzmanlar, bu tür adımların, işgal altındaki bölgelerdeki kültürel mirasın korunması için diplomatik bir baskı aracı olarak kullanılabileceğini belirtiyor. Ancak bazı eleştirmenler, bu kararların çatışmayı derinleştirmekten başka bir işe yaramadığını savunuyor. Özellikle, UNESCO'nun kararlarının bağlayıcı olmadığı ve İsrail'in sahadaki kontrolünü değiştirmediği hatırlatılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
UNESCO'nun bu kararı, Türkiye'nin kültürel mirasın korunması konusundaki duyarlılığı ve Filistin davasına verdiği destek çerçevesinde değerlendirildiğinde, Türk dış politikasının temel ilkeleriyle örtüşmektedir. Türkiye, tarih boyunca Osmanlı mirasına ev sahipliği yapan bu bölgelerdeki kültürel varlıkların zarar görmemesi için uluslararası platformlarda sık sık çağrıda bulunmuştur. Bu karar, Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer uluslararası örgütlerde Filistin'e yönelik diplomatik girişimlerine yeni bir dayanak sağlayabilir. Ayrıca, Lübnan'daki Osmanlı dönemine ait izler taşıyan kalelerin korunması, iki ülke arasındaki kültürel ve tarihi bağların güçlendirilmesine katkıda bulunabilir; ancak bu konuda somut bir Türk girişimi bulunmamakla birlikte, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin bu sitelerin restorasyonu için fon sağlama veya teknik iş birliği teklifleri gündeme gelebilir.