Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) Filistin'deki savaş suçları soruşturmalarında görev alan üç hakim, ABD yönetiminin kendilerine yönelik uyguladığı yaptırımların hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle yasal bir mücadele başlattı. Hakimler, yaptırımların yargı bağımsızlığını tehdit ettiğini ve uluslararası hukuka açık bir ihlal teşkil ettiğini belirterek, konuyu ilgili uluslararası yargı mercilerine taşıdı. Bu girişim, ABD'nin UCM'ye yönelik baskı politikalarına karşı mahkeme içinden gelen en sert tepkilerden biri olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2020'de yayımladığı bir başkanlık kararnamesiyle, UCM'nin Afganistan ve Filistin'deki soruşturmalarına katılan personele ekonomik yaptırım ve vize kısıtlaması getirmişti. Bu kararname kapsamında, mahkemenin başsavcısı Fatou Bensouda ve üst düzey yetkililerine yönelik yaptırımlar uygulanmıştı. Ancak son başvuruda, bizzat soruşturmaları yürüten üç hakim, yaptırımların kendi üzerlerindeki etkisini ve hukuka aykırılığını gündeme getirdi. Hakimler, yaptırımların yalnızca kişisel özgürlüklerini kısıtlamakla kalmadığını, aynı zamanda mahkemenin bağımsız karar alma sürecini de doğrudan etkilediğini savunuyor.
UCM, 2002 yılında kurulan ve savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi uluslararası suçları yargılayan daimi bir mahkemedir. Ancak ABD, Çin, Rusya ve İsrail gibi ülkeler mahkemenin yargı yetkisini tanımamakta ve bu tür yaptırımlarla mahkemeyi zayıflatmaya çalışmaktadır. ABD'nin bu yaptırımları, özellikle Filistin soruşturması kapsamında İsrail'e yönelik olası suçlamaların önüne geçmek amacıyla uygulandığı iddia ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu hukuki mücadele, uluslararası hukukun üstünlüğü ile büyük güçlerin siyasi çıkarları arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne seriyor. UCM'nin Filistin soruşturması, 2014 Gazze savaşı ve Batı Şeria'daki yerleşim politikaları gibi konuları kapsıyor. İsrail ise soruşturmayı “siyasi bir cadı avı” olarak nitelendirirken, ABD de İsrail'i destekler nitelikteki yaptırımlarıyla mahkemeyi hedef alıyor. Hakimlerin başlattığı bu yasal süreç, UCM'nin bağımsızlığını koruma çabası olarak görülüyor ve diğer ülkelerden de destek görebilir. Avrupa Birliği, daha önce ABD'nin yaptırımlarını kınamış ve UCM'ye desteğini yinelemişti. Bu dava, uluslararası toplumda yaptırımların yargı bağımsızlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dair daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, UCM'ye taraf olmamakla birlikte, uluslararası hukuka ve yargı bağımsızlığına verdiği önemle bu gelişmeyi yakından takip etmektedir. ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, Türkiye'nin de zaman zaman karşı karşıya kaldığı dış baskılar bağlamında emsal teşkil edebilir. Özellikle Doğu Akdeniz ve Suriye gibi bölgelerde Türkiye'nin uluslararası hukuka dayalı tezleri, UCM gibi kurumların bağımsızlığına bağlıdır. Bu nedenle, Ankara'nın yargı bağımsızlığının korunması yönündeki adımları desteklemesi beklenir. Ayrıca, Türkiye'nin Filistin meselesindeki duruşu da düşünüldüğünde, bu davanın sonuçları dolaylı olarak Türk dış politikasını etkileyebilir.