Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı saldırısı, Sovyetler Birliği döneminden miras kalan bir anlayışı yeniden canlandırdı: nicelik kendi başına bir nitelik taşır. Josef Stalin'in bu ünlü sözü, savaşın ilk yıllarında Rusya'nın askeri stratejisine yön vermiş olsa da, savaşın seyri bu yaklaşımın hem faydalarını hem de sınırlarını net bir şekilde ortaya koyuyor. Ukrayna genelkurmayının verilerine göre, Rusya savaş alanında belirgin bir insan ve zırh gücü üstünlüğüne sahip olmasına rağmen, bu gücü etkili bir şekilde kullanma kabiliyeti zaman içinde azalmış durumda. Bunun temel nedenleri arasında lojistik zorluklar, kayıplar ve modern savaşın gerektirdiği esnekliğe sahip olunmaması yer alıyor.
Kitle Ordusunun Geri Dönüşü ve Sınırları
Rusya, savaşın başlamasıyla birlikte Sovyet dönemindeki 'kitle ordusu' modeline geri döndü. Bu model, kısa sürede büyük miktarda insan gücü ve zırhlı araç seferber etmeye dayanıyor. Kremlin, 2022'de kısmi seferberlik ilan ederek 300.000 yedek askeri silah altına aldı ve ardından gönüllü birliklerle bu sayıyı artırdı. Ayrıca eski Sovyet depolarından binlerce T-62 ve T-72 tankı, BMP-1 ve BMP-2 zırhlı araçları yeniden aktif hale getirildi. Ancak bu niceliksel artış, çatışmanın doğasını değiştirmekte yetersiz kaldı. Zira Ukrayna, Batı tarafından sağlanan hassas güdümlü mühimmatlar, İHA'lar ve etkili bir komuta-kontrol sistemi sayesinde Rus kitle saldırılarını püskürtmeyi başardı.
Rusya'nın insan gücü avantajına rağmen, eğitim eksikliği ve moral sorunları büyük kayıplara yol açtı. İngiltere Savunma Bakanlığı'nın raporlarına göre, Rusya'nın günlük ortalama kaybı 2023 sonlarında 1000 civarına yükseldi. Bu durum, Rus komutanların cephede daha temkinli hareket etmesine ve 'insan dalgası' taktiklerine başvurmasına neden oldu. Ancak bu taktikler, Ukrayna'nın hazır savunma hatları karşısında çoğu zaman başarısız oldu. Öte yandan, topçu mühimmatı israfı da bir diğer sorun. Rusya, Ukrayna'ya kıyasla çok daha fazla topçu mermisi kullanmasına rağmen, Batı tarafından sağlanan karşı batarya radarları ve İHA'lar sayesinde Ukrayna, atış noktalarını tespit ederek Rus bataryalarını etkisiz hale getirebiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Rusya'nın kitle ordusuna dönüşü, sadece savaş alanında değil, aynı zamanda küresel güvenlik dengelerinde de yankı buluyor. NATO, bu gelişmeyi dikkatle izliyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rusya'nın yeniden eski tip bir ordu yapılanmasına gitmesinin, ittifakın doğu kanadında yeni bir tehdit algısı yarattığını belirtti. Özellikle Polonya, Romanya ve Baltık ülkeleri, Rusya'nın insan gücü üstünlüğüne karşı kendi savunma harcamalarını artırma kararı aldı. Bunun yanı sıra, Çin ve Rusya arasındaki askeri işbirliği de bu bağlamda değerlendiriliyor. Pekin, Moskova'nın savaş tecrübesinden ders çıkararak kendi kitle ordusunu modernize etme çabası içinde. Ancak ABD'li uzmanlar, Rusya'nın bu modelinin, yüksek teknolojili bir düşman karşısında sürdürülebilir olmadığını savunuyor. Zira savaşın uzaması, Rusya'nın ekonomisi ve toplumu üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Enflasyon, ruble değer kaybı ve iş gücü açığı gibi sorunlar, Kremlin'in savaşı finanse etme kabiliyetini zorluyor.
Teknolojik cephede ise Ukrayna, elektronik harp sistemleri ve otonom drone filolarıyla Rus kitle saldırılarına karşı koyuyor. Bu durum, gelecekteki savaşların yüksek teknoloji ve esneklik gerektirdiğini, salt insan gücünün yeterli olmadığını gösteriyor. Sonuç olarak, Rusya'nın kitle ordusuna dönüşü kısa vadede bazı taktik kazanımlar sağlasa da, stratejik hedeflere ulaşmada yetersiz kalıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya'nın kitle ordusuna dönüşü, Türkiye'nin Karadeniz'deki güvenliği ve bölgesel politikaları açısından doğrudan sonuçlar doğuruyor. Rusya'nın Ukrayna'daki varlığını sürdürmek için büyük insan gücü kullanması, Karadeniz'deki askeri dengeyi değiştiriyor. Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamında savaş gemilerinin geçişini kontrol ederken, Rusya'nın savaş gemisi takviyesi yapması Ankara'nın stratejik hesaplarını etkiliyor. Ayrıca, Rusya'nın savaşmak için ihmal ettiği bölgeler (örneğin Suriye, Libya), Türkiye'nin nüfuz alanında boşluklar yaratabilir. Ankara, bu durumu kullanarak kendi çıkarlarını ilerletme fırsatı bulabilir. Öte yandan, Ukrayna'nın direnci, Türkiye'nin savunma sanayii ürünlerinin (İHA'lar, SİHA'lar) etkinliğini kanıtlarken, bu ürünlerin ihracatını artırabilir. Sonuçta, çatışmanın uzaması hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor; Ankara'nın dengeli bir politika izlemesini gerektiriyor.