Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Şubat 2022'de Ukrayna'ya yönelik işgal harekatını başlatırken hedeflerinden birinin ülkeyi "Nazilerden arındırmak" olduğunu öne sürmüştü. Kremlin, bu söylemi savaş propagandasının temel taşı olarak kullanmaya devam ediyor. Ukrayna ve Batılı müttefikleri bu iddiayı baştan beri alaycı bir manipülasyon olarak reddetse de, Ukrayna ordusundaki aşırı sağcı ve neo-Nazi unsurların varlığı, bu anlatıya istemeden de olsa zemin hazırlıyor. Özellikle Azov Taburu gibi kökleri aşırı sağ ideolojiye dayanan birliklerin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri bünyesinde yer alması, Rus propagandasının elini güçlendiriyor.
Ukrayna Ordusundaki Aşırı Sağcı Unsurların Kökeni
Ukrayna'daki aşırı sağcı grupların tarihi, ülkenin bağımsızlığını kazandığı 1991 yılına kadar uzanıyor. Ancak bu gruplar, 2014 yılında Rusya yanlısı Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'in devrilmesinin ardından patlak veren Donbas savaşı sırasında belirgin bir askeri güç haline geldi. Özellikle Azov Taburu, Mariupol kentini Rus yanlısı ayrılıkçılardan korumak için kuruldu ve kısa sürede sembolik bir önem kazandı. Taburun kurucuları arasında neo-Nazi ideolojisini benimseyen isimlerin bulunması, onu Rus propagandasının hedefi haline getirdi. 2022'deki tam kapsamlı işgal öncesinde Azov, Ukrayna Ulusal Muhafızları bünyesine resmen dahil edildi. Aynı şekilde, Sağ Sektör ve diğer aşırı sağcı oluşumlar da düzenli orduya entegre oldu. Bu durum, Batı dünyasında Ukrayna'ya verilen askeri ve siyasi desteği sorgulayan seslerin yükselmesine neden oluyor. Ukrayna hükümeti, bu grupların etkisini küçümsemeye çalışsa da, bağımsız araştırmacılar neo-Nazi sembollerinin askeri birliklerde kullanıldığını belgeliyor.
Batı'nın İkilemi: Pragmatizm mi İlkesizlik mi?
Batılı ülkeler, Rusya'nın "Nazilerden arındırma" iddiasını savaş propagandası olarak görüp reddederken, Ukrayna ordusundaki aşırı sağcı unsurlar konusunda genellikle sessiz kalmayı tercih ediyor. Bu tavır, pragmatik bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir: Rus saldırganlığına karşı Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü desteklemek, aşırı sağcı grupların varlığından daha öncelikli görülüyor. Ancak bu sessizlik, Rus propagandasının Batı'da da yankı bulmasına yol açıyor. Özellikle aşırı sağcı grupların Ukrayna'ya yaptığı silah bağışları ve gönüllü savaşçı akını, Moskova'nın iddialarını destekler nitelikte görüntüler sunuyor. Ukrayna yönetimi, bu durumu dengelemek için aşırı sağcı sembollerin kullanımını yasaklayan yasalar çıkarsa da, uygulamada bu yasaların ne kadar etkili olduğu tartışmalı. Aslında, Ukrayna toplumunun büyük çoğunluğu aşırı sağcı ideolojilere mesafeli olsa da, savaş koşullarında bu grupların askeri etkinliği, onlara karşı daha toleranslı bir tutum oluşmasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu tartışma, Türkiye'nin Rusya-Ukrayna savaşına yönelik dengeli politikası açısından hassas bir noktayı oluşturuyor. Ankara, bir yandan Ukrayna'ya insansız hava aracı satarak savunma desteği sağlarken, diğer yandan Rusya ile enerji ve turizm alanlarındaki işbirliğini sürdürüyor. Türkiye'nin bu politikası, savaşın libya, suriye ve karabağ gibi bağlamında kazan-kazan stratejisi olarak görülse de, Ukrayna ordusundaki aşırı sağcı unsurlar Türk kamuoyunda soru işaretleri yaratabilir. Özellikle Türkiye'nin kendi güvenlik kaygıları (PKK/YPG ile mücadele) bağlamında, aşırı sağcı gruplara verilen desteğin ileride bumerang etkisi yaratma riski bulunuyor. Ayrıca, Rusya'nın bu konudaki propagandası, Türkiye'nin Ukrayna'ya verdiği desteği eleştiren Kremlin yanlısı çevrelerce kullanılabilir. Dolayısıyla Ankara'nın bu konuda net bir duruş sergilemesi ve aşırı sağcı unsurların tasfiyesi için Kiev'e sessiz diplomasi yoluyla telkinde bulunması, hem ikili ilişkiler hem de bölgesel istikrar açısından faydalı olacaktır.