Türkiye'nin, Orta Doğu ve Güney Asya ülkeleri arasında bir tür 'İslami NATO' oluşturma çabaları, hem ekonomik hem de askeri kapasite açısından gerçekçi olmayan bir hedef olarak değerlendiriliyor. Middle East Eye'da yayımlanan bir analizde, Ankara'nın son dönemde savunduğu bu fikrin, somut bir ittifak yapısına dönüşmesinin önündeki yapısal engeller ele alınıyor. Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkeleri arasında savunma işbirliğini derinleştirme arzusunu dile getirse de, bu ülkelerin birbirleriyle çelişen çıkarları, ekonomik kırılganlıkları ve askeri kapasite farklılıkları, böyle bir ittifakın hayata geçmesini zorlaştırıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Türkiye, son yıllarda savunma sanayisindeki atılımları ve diplomatik açılımlarıyla bölgesel bir güç merkezi olma iddiasını sürdürüyor. Özellikle 2016 sonrası dönemde, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da artan askeri varlığı ve arabuluculuk girişimleri, Ankara'nın bölgesel düzenin şekillendirilmesinde daha aktif rol alma isteğini gösteriyor. Bu çerçevede, zaman zaman 'İslami NATO' olarak anılan bir yapı fikri, Türkiye'nin savunma ve güvenlik alanında işbirliğini çok taraflı bir zemine taşıma arzusunun bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Ancak analiz, bu fikrin retorikten öteye geçemediğini ve somut adımların atılmadığını vurguluyor.
Bölgedeki mevcut kurumsal yapılar da böyle bir ittifakın önünde engel teşkil ediyor. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi geniş kapsamlı ama etkisiz kalan oluşumlar, üye ülkeler arasındaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle işlevsel olamıyor. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ise daha dar kapsamlı ve Arap merkezli bir yapı olarak Türkiye'nin öncülük edeceği bir ittifaka mesafeli duruyor. Ayrıca, Mısır, BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin Türkiye ile olan rekabeti ve zaman zaman yaşanan gerilimler, ortak bir savunma paktı kurulmasını zorlaştırıyor.
Ekonomik boyut da ayrı bir sorun alanı. Türkiye'nin kendi ekonomik sıkıntıları, yüksek enflasyon ve döviz kuru dalgalanmaları, böyle iddialı bir projeye kaynak ayırmasını güçleştiriyor. Benzer şekilde, potansiyel ortakların çoğu da ekonomik kırılganlıklar yaşıyor ve askeri harcamalarını artıracak mali alanları sınırlı. Analiz, 'İslami NATO' fikrinin finansmanının nasıl sağlanacağı sorusunun yanıtsız kaldığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Böyle bir ittifak fikri, sadece bölgesel dengeleri değil, küresel aktörlerin de dikkatini çekiyor. ABD ve Batılı müttefikler, NATO içinde zaten var olan Türkiye'nin alternatif bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarını temkinli izliyor. Özellikle Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alımı sonrası yaşanan gerginlikler, Ankara'nın Batı ittifakı içindeki konumunu sorgulatırken, bir 'İslami NATO' söylemi, Batı başkentlerinde rahatsızlık yaratabilir. Öte yandan, Çin ve Rusya gibi aktörler, bölgede artan çok kutuplu yapıda kendi nüfuz alanlarını genişletmek için bu tür arayışları fırsat olarak görebilir.
Bölgesel düzeyde ise, İran'ın Şii milis güçleri üzerinden yürüttüğü vekalet savaşları ve Suudi Arabistan öncülüğündeki Sünni bloğun karşı hamleleri, zaten kutuplaşmış bir ortam yaratmış durumda. Türkiye'nin öncülük edeceği bir ittifak, bu kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir ve özellikle İran ile olan rekabeti tırmandırabilir. Ayrıca, Pakistan gibi nükleer güce sahip bir ülkenin dahil olacağı bir yapı, Hindistan'ın tepkisini çekebilir ve Güney Asya'da yeni bir gerilim hattı oluşturabilir.
Analiz, Türkiye'nin böyle bir ittifakı hayata geçirmek için gereken askeri kapasite ve koordinasyon yeteneğinden yoksun olduğunu da vurguluyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, son yıllarda insansız hava araçları ve yerli savunma sistemleriyle önemli kazanımlar elde etse de, çok uluslu bir ittifakın komuta-kontrol yapısını yönetmek ve ortak harekat kabiliyeti geliştirmek için daha fazla deneyim ve kaynağa ihtiyaç duyuyor. Ayrıca, ortak doktrin, eğitim ve lojistik gibi alanlarda standardizasyon sağlanmadan etkin bir ittifak kurulması mümkün görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin 'İslami NATO' arayışı, dış politikada prestij artırıcı bir söylem olarak öne çıksa da, ekonomik ve askeri gerçeklerle örtüşmüyor. Ankara'nın bölgesel liderlik iddiasını sürdürmesi için öncelikle mevcut ittifak ilişkilerini (NATO gibi) güçlendirmesi ve ekonomik istikrarı sağlaması gerekiyor. Aksi halde, bu tür iddialı projeler, sadece retorikte kalarak Türkiye'nin güvenilirliğine zarar verebilir. Ayrıca, böyle bir ittifakın gerçekleşmemesi, Türkiye'nin bölgesel etkisini artırma çabalarında hayal kırıklığı yaratabilir ve mevcut müttefikleriyle ilişkilerinde güvensizlik oluşturabilir.