Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu çalışmaları kapsamında New York'ta Suriye Dışişleri Bakanı Asaad al-Shaibani ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile üçlü bir görüşme yaptı. Görüşme, Türkiye'nin New York'taki kalıcı temsilciliği olan Türkevi'nde gerçekleşti. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre toplantı, Genel Kurul marjında düzenlendi. Bu üçlü format, Suriye krizinin çözümü ve bölgesel istikrar arayışlarında yeni bir diplomatik kanalın işaretçisi olarak değerlendiriliyor.
Diplomatik açılımın arka planı
Türkiye, Suriye ve Suudi Arabistan arasındaki bu üçlü görüşme, son yıllarda Ortadoğu'da değişen ittifak dengelerinin somut bir yansıması. Ankara, 2011'de başlayan Suriye iç savaşının ilk yıllarında Esad yönetimine karşı en sert muhalefet eden ülkelerden biriydi. Ancak 2022'den itibaren Türkiye, Suriye rejimiyle ilişkileri normalleştirme sinyalleri verdi. Bu süreçte Suudi Arabistan da Suriye'yi Arap Birliği'ne geri kazandırma yönünde adımlar attı. Riyad, 2023'te Şam'la diplomatik ilişkileri yeniden tesis etti ve Suriye'nin yeniden inşası için finansman arayışlarına girdi.
Suriye Dışişleri Bakanı Asaad al-Shaibani, bu toplantıda Şam'ı temsil eden isim oldu. Al-Shaibani, daha önce Suriye'nin Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi olarak görev yapmış, rejimin dış dünyayla iletişiminde kilit bir figür haline gelmişti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ise Körfez'in en deneyimli diplomatlarından biri olarak biliniyor ve son yıllarda Suriye dosyasında aktif bir arabuluculuk yürütüyor.
Türkevi'nde yapılan görüşme, üç ülkenin de BM Genel Kurulu için New York'ta bulunduğu bir döneme denk geldi. Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması, görüşmenin içeriğine dair ayrıntı vermedi; ancak diplomasi kulislerinde toplantının Suriye'nin toprak bütünlüğü, sığınmacıların geri dönüşü, PKK/YPG varlığı ve bölgesel güvenlik konularını kapsadığı konuşuluyor. Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG'ye bağlı unsurların varlığından rahatsızlık duyuyor ve Riyad ile Şam'ın bu konuda ortak bir tutum geliştirmesini istiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu üçlü görüşme, ABD'nin Suriye'den çekilme sinyalleri verdiği, İran'ın bölgesel etkisinin tartışıldığı ve İsrail'in Gazze ile Lübnan'a yönelik operasyonlarının gölgesinde gerçekleşti. Washington'un Suriye'deki askeri varlığını azaltma eğilimi, bölgesel aktörleri yeni güvenlik mimarisi arayışlarına itiyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Suriye'nin bir araya gelmesi, bu boşluğu doldurma ve Suriye'nin yeniden inşasında Arap sermayesini devreye sokma çabası olarak okunabilir.
Suudi Arabistan, Vizyon 2030 kapsamında ekonomik çeşitlenme hedefleri doğrultusunda Suriye'nin yeniden inşasında rol almak istiyor. Riyad'ın Şam'a yönelik yaptırımların kaldırılması için ABD nezdinde lobi yaptığı biliniyor. Türkiye ise Suriye'de kalıcı istikrarın ancak meşru bir siyasi çözümle mümkün olacağını savunuyor ve anayasa sürecine destek veriyor. Üçlü mekanizma, bu hedeflerin koordinasyonu için bir platform işlevi görebilir.
Görüşmenin BM Genel Kurulu marjında yapılması, uluslararası meşruiyet arayışının bir göstergesi. Türkiye, Suriye konusunda Batı ile Rusya arasında denge gözetirken, Arap ülkeleriyle ortak zemin arıyor. Suudi Arabistan ise ABD ile ilişkilerini koruyarak bölgesel liderlik iddiasını sürdürüyor. Suriye ise uluslararası izolasyondan çıkış için bu tür formatları kullanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu üçlü zirve, Türkiye'nin Suriye politikasında çok taraflı diplomasiye yöneldiğini gösteriyor. Ankara, PKK/YPG ile mücadelede Suudi Arabistan'ın desteğini alarak Suriye'nin kuzeyinde güvenli bölge oluşturma hedefini güçlendirebilir. Ayrıca Suriyeli sığınmacıların güvenli geri dönüşü için Arap finansmanı kritik. Suudi Arabistan ile savunma ve enerji işbirliği de masada. Türkiye için bu görüşme, bölgesel liderlik iddiasını pekiştirme ve Batı'ya karşı elini güçlendirme fırsatı sunuyor.