Türkiye, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında, Gazze'ye insani yardım taşıyan bir filoya müdahale edilmesiyle bağlantılı olarak "soykırım" suçlamasıyla uluslararası yakalama kararı çıkarılmasını talep etti. Adalet Bakanı Cuma günü yaptığı açıklamada, Ankara'nın Netanyahu için Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) başvuruda bulunduğunu duyurdu. Bu gelişme, Türkiye'nin Gazze'deki savaş nedeniyle İsrail'e yönelik artan eleştirilerinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
Türkiye Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yaptığı yazılı açıklamada, "İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında, Gazze'ye insani yardım götüren gemilere yönelik saldırılar da dahil olmak üzere işlenen savaş suçları ve soykırım eylemleri nedeniyle UCM'ye başvuruda bulunduk" ifadelerini kullandı. Bakan Tunç, başvurunun 15 Mayıs'ta yapıldığını ve UCM'nin konuyu değerlendirmeye aldığını belirtti.
Olay, İsrail güçlerinin 2010 yılında Gazze ablukasını kırmaya çalışan Mavi Marmara gemisine düzenlediği baskında 10 Türk vatandaşının hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan insani yardım filosu krizine dayanıyor. Türkiye, bu olayın ardından İsrail ile ilişkilerini uzun süre askıya almış, ancak iki ülke arasında 2022'de yeniden büyükelçi atanarak normalleşme süreci başlamıştı.
Ancak 7 Ekim 2023'te Hamas'ın saldırısı ve ardından İsrail'in Gazze'ye yönelik başlattığı askeri operasyon, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri yeniden gerdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'i "soykırım" yapmakla defalarca suçladı ve Gazze'deki sivillerin ölümüne yol açan saldırıları sert bir dille kınadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Türkiye'nin bu adımı, uluslararası toplumun Gazze'deki duruma yönelik artan tepkileriyle aynı zamana denk geldi. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) İsrail aleyhine açtığı soykırım davası, Şili ve Meksika gibi ülkelerin UCM'ye yaptığı başvurular, İsrail'e yönelik hukuki baskıyı artırıyor.
Uzmanlar, Türkiye'nin bu başvurusunun sembolik bir anlam taşıdığını, zira UCM'nin İsrail ve ABD'nin taraf olmadığı Roma Statüsü'ne dayandığını belirtiyor. Ancak bu hamle, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği uluslararası hukuk zemininde güçlendirme çabası olarak görülüyor. Aynı zamanda Ankara'nın Orta Doğu'da artan etkisini ve Filistin konusundaki liderlik iddiasını da ortaya koyuyor.
Öte yandan, Türkiye'nin bu girişimi, İsrail ile olası bir yüzleşmeyi derinleştirebilir ve bölgedeki gerilimi artırabilir. İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Türkiye'nin iddialarının "asılsız" olduğu savunuldu ve Hamas'ı destekleyen bir ülkenin bu tür suçlamalarda bulunmasının "ikiyüzlülük" olduğu ifade edildi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin bu hamlesi, İsrail ile ilişkilerdeki gerilimi daha da tırmandıracak gibi görünüyor. Ancak Ankara'nın asıl hedefinin iç kamuoyundaki hassasiyeti gidermek ve İslam dünyasındaki liderliğini pekiştirmek olduğu söylenebilir. Bu adım, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği somut bir hukuki girişime dönüştürerek, dış politikada "insan hakları" söylemini güçlendirme çabası olarak yorumlanabilir. Öte yandan, bu durumun ABD ve Avrupa Birliği ile ilişkilerde yeni bir gerginlik kaynağı olması muhtemeldir. Türkiye'nin uluslararası hukuku işletme konusundaki ısrarı, küresel güç dengeleri içinde kendi pozisyonunu sağlamlaştırma isteğinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir.