Ankara, Doğu Akdeniz'de Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında kurulması planlanan denizaltı elektrik kablosu projesinin Türkiye'nin kıta sahanlığından geçtiğini belirterek, projenin Türkiye'nin onayına tabi olduğunu duyurdu. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayandırılan açıklamaya göre, söz konusu enerji hattının güzergahı Türkiye'nin egemen haklara sahip olduğu deniz yetki alanlarından geçiyor. Bu açıklama, bölgede enerji jeopolitiği açısından yeni bir gerilim hattı oluşturdu.
Doğu Akdeniz enerji denkleminde yeni bir hat
Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasında planlanan denizaltı elektrik kablosu, Doğu Akdeniz'deki doğalgaz rezervlerinin Avrupa'ya taşınmasına yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olarak görülüyor. Yaklaşık 1.500 kilometre uzunluğunda olması öngörülen kablo, İsrail'in Hayfa kentinden başlayıp Kıbrıs'ın güneyinden geçerek Girit üzerinden Yunanistan ana karasına ulaşacak. Proje kapsamında 2.000 megavata kadar elektrik iletimi kapasitesi hedefleniyor ve maliyetinin 2,5 milyar avroyu bulabileceği belirtiliyor.
Avrupa Birliği, projeyi 'Ortak Menfaat Projesi' statüsünde değerlendirerek finansal destek sağlamayı planlıyor. Ancak Türkiye, Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması konusundaki tutumunu uzun süredir net biçimde ortaya koyuyor. Ankara, Kıbrıs Adası'nın tamamının temsil edilmediği tek taraflı projelere karşı çıkıyor ve KKTC'nin de sürece dahil edilmesi gerektiğini savunuyor.
Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Türkiye'nin kıta sahanlığı üzerinde egemenlik haklarının bulunduğunu, bu tür projelerin uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye'nin rızası alınmadan hayata geçirilemeyeceğini ifade ediyor. Türkiye, 2020 yılında NAVTEX ilan ederek Doğu Akdeniz'deki haklarını koruma konusundaki kararlılığını göstermişti. Ayrıca Türkiye ile Libya arasında 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası, Doğu Akdeniz'deki denklemi değiştiren bir adım olarak kayıtlara geçti.
Bölgesel ve küresel boyut
Doğu Akdeniz, son yıllarda enerji kaynakları nedeniyle uluslararası rekabetin yoğunlaştığı bir bölge haline geldi. İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki enerji işbirliği, Avrupa'nın Rusya'ya olan enerji bağımlılığını azaltma çabalarıyla da örtüşüyor. AB, 2022'de Rusya-Ukrayna savaşının ardından enerji arz güvenliğini çeşitlendirmek için Doğu Akdeniz'deki projelere hız verdi. Ancak Türkiye'nin itirazları, bu projelerin önündeki en büyük hukuki ve siyasi engellerden biri olarak duruyor.
Uluslararası hukukta kıta sahanlığı, kıyı devletlerine deniz altı kaynakları üzerinde egemenlik hakları tanıyor. Türkiye, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni imzalamamış olsa da, teamül hukuku çerçevesinde kıta sahanlığı haklarını savunuyor. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ise sözleşmeye taraf olduklarını belirterek kendi deniz yetki alanlarını ilan etmiş durumda. Bu hukuki ihtilaf, bölgede tansiyonun zaman zaman yükselmesine neden oluyor.
Projenin hayata geçirilmesi halinde, Türkiye'nin onayı alınmadan yapılacak herhangi bir çalışma Ankara'nın sert tepkisiyle karşılaşabilir. Nitekim 2020'de Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın karşıt hamlelerine Oruç Reis gemisini bölgeye göndererek yanıt vermişti. Benzer bir krizin tekrarlanması, NATO içinde de yeni bir gerilim yaratabilir. ABD'nin tutumu ise belirsizliğini koruyor; Washington, bir yandan İsrail ve Yunanistan ile stratejik ortaklığını sürdürürken, diğer yandan Türkiye ile ilişkilerini dengelemeye çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları konusundaki hassasiyetini bir kez daha ortaya koyuyor. Ankara, kıta sahanlığı haklarının ihlal edilmesine izin vermeyerek hem bölgesel dengeleri koruma hem de KKTC'nin haklarını savunma amacı güdüyor. Enerji projelerinin Türkiye'nin onayına tabi olduğu vurgusu, diplomatik bir mesaj olarak da okunabilir. Öte yandan, Türkiye'nin Avrupa'nın enerji güvenliği için alternatif güzergahlar sunabileceği bir dönemde, bu tür projelerin dışında bırakılması uzun vadede bölgesel istikrarı zedeleyebilir. Ankara'nın hem haklarını koruyup hem de işbirliği kapılarını açık tutması, diplomatik manevra alanını genişletecektir.