Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın (MBS) ABD eski Başkanı Donald Trump ve damadı Jared Kushner üzerinden şekillendirdiği stratejik bahis, Joe Biden'ın başkan seçilmesiyle çöktü. Riyad, 2017'den itibaren Trump yönetimine milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları, Körfez ülkelerine yönelik yatırım vaatleri ve Kushner'ın özel iş girişimlerine sağlanan finansal destekle yakın ilişkiler kurmuştu. Ancak Biden yönetimi, Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası yayımlanan istihbarat raporu ve Yemen savaşındaki insan hakları ihlalleri nedeniyle Suudi Arabistan'a yönelik tutumunu sertleştirdi. Bu durum, Riyad'ın Washington'daki nüfuzunu kaybetmesine ve bölgesel müttefikliklerini yeniden gözden geçirmesine yol açtı.
Trump Döneminde Suudi-ABD İlişkileri
Donald Trump'ın 2017'de göreve gelmesiyle Suudi Arabistan, ABD ile ilişkilerinde altın çağını yaşadı. Trump'ın ilk yurt dışı ziyaretini Riyad'a yapması ve 110 milyar dolarlık silah satış anlaşması imzalanması, iki ülke arasındaki bağları güçlendirdi. Kushner, Orta Doğu barış planı (sözde 'Yüzyılın Anlaşması') sürecinde MBS ile yakın çalıştı ve Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme adımlarını destekledi. Ayrıca, Kushner'ın kurduğu Affinity Partners fonu, Suudi Kamu Yatırım Fonu'ndan (PIF) 2 milyar dolar yatırım aldı. Bu dönemde Suudi Arabistan, İran'a karşı maksimum baskı politikasını destekledi ve Yemen'deki askeri müdahalesine ABD'den lojistik destek gördü.
Ancak Trump'ın 2020 seçimlerini kaybetmesi ve Biden'ın göreve gelmesiyle tablo değişti. Biden, seçim kampanyasında Suudi Arabistan'ı 'pariah' (parya) devlet olarak nitelendirmiş ve Kaşıkçı cinayeti nedeniyle MBS'yi sorumlu tutmuştu. Şubat 2021'de yayımlanan ABD istihbarat raporu, MBS'nin cinayeti onayladığını açıkça belirtti. Biden yönetimi, Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarını kısıtladı ve Yemen'deki savaşa verilen desteği azalttı. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın insan hakları ihlalleri ve gazeteci cezaları nedeniyle ilişkiler daha da gerildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi Arabistan'ın Trump'a yatırım yapması, sadece ABD ile sınırlı kalmadı; bölgesel dengeleri de etkiledi. Riyad, Trump döneminde İsrail ile ilişkileri normalleştirme sinyalleri verdi ve Körfez'de İran'a karşı sert bir cephe oluşturdu. Ancak Biden yönetimi, İran ile nükleer anlaşma müzakerelerini yeniden başlatınca Suudi Arabistan kendini yalnız hissetti. Bu süreçte Suudi Arabistan, Çin ve Rusya ile ilişkilerini geliştirmeye başladı. Mart 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ve İran arasında diplomatik ilişkilerin yeniden tesisi, Riyad'ın ABD'ye olan güvenini kaybettiğinin en somut göstergesiydi. Ayrıca Suudi Arabistan, BRICS'e katılma davetini kabul ederek küresel sistemde alternatif arayışlarını hızlandırdı.
Küresel enerji piyasaları açısından Suudi Arabistan'ın ABD ile ilişkileri kritik önem taşıyor. Petrol fiyatlarını belirlemede etkili olan OPEC+ içinde Suudi Arabistan, Rusya ile işbirliği yaparak ABD'nin çıkarlarına aykırı kararlar alabiliyor. 2022'de OPEC+'nın petrol üretimini azaltma kararı, Biden yönetimi tarafından 'düşmanca' olarak nitelendirildi ve Suudi Arabistan'a yönelik yaptırım tehditleri gündeme geldi. Bu olay, Riyad'ın artık ABD'nin taleplerine koşulsuz uymayacağını gösterdi.
Suudi Arabistan'ın Trump sonrası dönemde yaşadığı hayal kırıklığı, aslında daha geniş bir jeopolitik kaymayı işaret ediyor. ABD'nin Orta Doğu'dan çekilme eğilimi ve Çin'in bölgedeki artan etkisi, Suudi Arabistan gibi geleneksel müttefikleri yeni arayışlara itiyor. Riyad, artık tek bir süper güce bağımlı olmak yerine çok kutuplu bir strateji izliyor. Bu strateji, kısa vadede ABD ile ilişkileri yönetmeyi, uzun vadede ise Çin ve Rusya ile ekonomik ve güvenlik işbirliklerini derinleştirmeyi içeriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'ın ABD ile yaşadığı gerilim, Türkiye için bölgesel denge açısından fırsatlar ve riskler barındırıyor. Türkiye, son yıllarda Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme sürecine girmişti; Kaşıkçı cinayeti sonrası yaşanan gerilim, 2022'de MBS'nin Ankara ziyaretiyle yumuşamıştı. Riyad'ın Batı'dan uzaklaşması, Türkiye'nin Körfez'deki ekonomik ve savunma işbirliklerini güçlendirmesi için bir kapı aralayabilir. Ancak Suudi Arabistan'ın Çin ve Rusya'ya yakınlaşması, Türkiye'nin NATO içindeki konumunu zorlaştırabilir. Ayrıca, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve OPEC+ kararları, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini dengeli tutarak hem Batı hem de Doğu ile işbirliğini sürdürmeye çalışmalı.