İsrail savaş uçakları 18 Ağustos 2026'da Suriye'nin İdlib kırsalındaki Ebu Duhur hava üssünü vurdu. Saldırı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgede yerel müttefikler üzerinden inşa etmeye çalıştığı stratejik etki alanına yönelik doğrudan bir hedefleme olarak kayda geçti. Olay, Orta Doğu'da uzun süredir geçerli olan bir jeopolitik varsayımın sona erdiğini gösteriyor: Türkiye ile İsrail arasında Suriye üzerinden yürütülen dolaylı rekabet, artık açık bir çatışma hattına dönüşmüş durumda.
Gelişmenin Arka Planı
Ebu Duhur hava üssü, Suriye'nin kuzeybatısında, İdlib vilayetinin doğusunda yer alıyor. Uzun yıllar boyunca rejim güçleri ve muhalif gruplar arasında el değiştiren üs, 2020'lerin ortasından itibaren Türkiye'nin desteklediği grupların kontrolüne geçmişti. Türk ordusu, bölgede gözlem noktaları kurmuş ve yerel güvenlik yapılanmasını eğiterek istihbarat paylaşımı yoluyla etkisini pekiştirmişti. İsrail ise son yıllarda Suriye'de İran bağlantılı hedeflere yönelik hava operasyonlarını sıklaştırmış, özellikle Şam'ın güneyinde ve Golan Tepeleri çevresinde İran Devrim Muhafızları'na ait altyapıyı vurmuştu. Ancak 18 Ağustos saldırısı, hedef seçimi bakımından bir ilk: İsrail ilk kez, Türkiye'nin doğrudan nüfuz alanı olarak gördüğü bir askeri tesisi bombaladı.
Tel Aviv, saldırıyı İran'ın Suriye'deki varlığını engelleme gerekçesiyle savunuyor. İsrail istihbaratına göre, Ebu Duhur üssünde İran yanlısı milislerin yanı sıra Hizbullah'a ait insansız hava aracı unsurları konuşlandırılmıştı. Ankara ise bu iddiayı reddediyor; Türk yetkililer, üste yalnızca yerel muhalif grupların ve Türk danışmanların bulunduğunu, saldırının Türkiye'nin meşru güvenlik çıkarlarına yönelik olduğunu belirtiyor. Olayın hemen ardından Türk Dışişleri Bakanlığı açıklama yaparak saldırıyı kınadı ve İsrail'i bölgede gerilimi tırmandırmakla suçladı. İsrail tarafından henüz resmi bir yalanlama veya teyit gelmedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye iç savaşı, 2020'li yıllarda cephe hatlarının büyük ölçüde donmasına rağmen, dış aktörlerin vekalet mücadelesi olarak devam ediyor. Türkiye, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla kuzey Suriye'de geniş bir etki alanı oluşturdu. İsrail ise 2024'ten itibaren Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı ve zaman zaman Şam yakınlarındaki askeri tesisleri vurdu. Bu iki aktörün çıkarları, özellikle İdlib ve çevresinde kesişmeye başladı. Türkiye, İdlib'deki muhalif grupları destekleyerek rejim saldırılarını dengeliyor; İsrail ise İran'ın bölgede tutunmasını engellemeye çalışıyor. Bu denklemde Ebu Duhur, sembolik ve askeri açıdan kritik bir düğüm noktası haline geldi.
Uluslararası aktörlerin tutumu da belirleyici olacak. ABD, Suriye'nin kuzeydoğusunda PKK/YPG bağlantılı SDG ile işbirliğini sürdürürken, Türkiye'nin güvenlik endişelerini dengelemeye çalışıyor. Rusya ise Suriye'deki askeri varlığını koruyor ve hem Türkiye hem İsrail ile temas halinde. Moskova'nın arabuluculuk girişimleri, taraflar arasında doğrudan bir çatışmayı önleyebilir. Ancak İsrail'in saldırısı, Rusya'nın Suriye'deki hava savunma sistemlerinin etkinliğini de sorgulatıyor; zira İsrail uçakları Suriye hava sahasını ihlal ederek hedefi vurdu.
NATO içinde Türkiye'nin konumu, İsrail ile artan gerilim nedeniyle daha da karmaşıklaşıyor. ABD yönetimi, İsrail'in güvenlik kaygılarını paylaşmakla birlikte, Türkiye ile İsrail arasında bir çatışmayı önlemek için diplomatik kanalları harekete geçirmiş durumda. Avrupa Birliği ise Suriye'deki istikrarsızlığın göç dalgalarını tetiklemesinden endişe ediyor. Bölgesel bir savaşın genişlemesi, Doğu Akdeniz'deki enerji hatlarını ve ticaret yollarını da tehdit edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Ebu Duhur saldırısı, Türkiye'nin Suriye politikasında yeni bir kırılma noktasıdır. Ankara, İdlib'deki varlığını meşru müdafaa ve terörle mücadele çerçevesinde tanımlarken, İsrail'in doğrudan Türk nüfuz alanını hedef alması, iki ülke arasında açık bir çatışma riskini artırıyor. Türkiye'nin olası yanıtı, askeri misillemeden ziyade diplomatik girişimler ve sahadaki güvenlik önlemlerini güçlendirmeye odaklanabilir. Ancak saldırının tekrarlanması halinde, Türkiye'nin İsrail'e yönelik tutumunda sertleşme ve bölgesel müttefikleriyle ortak hareket etme eğilimi güçlenebilir. Bu gelişme, Türk dış politikasının Suriye denklemini yeniden gözden geçirmesini gerektiriyor.