Tunus'ta Cumhurbaşkanı Kays Said'in 2021'deki 'olağanüstü yetkiler' hamlesinin üzerinden beş yıl geçti. Ülke, derinleşen ekonomik kriz, siyasi tutuklamalar ve sokak protestolarıyla çalkalanıyor. Başkent Tunus başta olmak üzere birçok kentte vatandaşlar, yaşam koşullarındaki kötüleşmeyi ve temel hakların kısıtlanmasını protesto ediyor. Göstericiler, Said yönetiminin ülkeyi demokrasiden uzaklaştırdığını ve otoriterleştiğini savunuyor. Beş yıldır süren bu kriz, Arap Baharı'nın doğduğu ülkede geleceğe yönelik karamsarlığı artırıyor.
Beş Yıldır Süren Olağanüstü Yönetim
Kays Said, 25 Temmuz 2021'de başbakanı görevden alıp Meclis'i askıya alarak tüm yetkileri elinde topladı. Bu hamle, birçok kesim tarafından 'darbe' olarak nitelendirildi. Said, o dönemde yaptığı açıklamada, ülkeyi 'felç eden siyasi kaosu' bitirme sözü vermişti. Ancak aradan geçen sürede ekonomik göstergeler iyice kötüleşti, işsizlik arttı ve temel gıda maddelerinde kıtlık yaşanmaya başladı. Tunus'ta enflasyon yüzde 10'ların üzerinde seyrederken, kamu borcu gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 80'ine ulaştı. Hükümet, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile kredi anlaşması için müzakereler yürütse de, Said'in siyasi talepleri kabul etmemesi nedeniyle anlaşma sağlanamadı.
Siyasi alanda ise muhalefet ve sivil toplum üzerindeki baskı giderek arttı. 2022'de yapılan anayasa referandumu ve 2023'teki parlamento seçimleri, katılım oranlarının düşüklüğü ve muhalefetin boykotuyla tartışmalı geçti. Birçok siyasi parti lideri, gazeteci ve aktivist 'devlet güvenliğini tehdit' suçlamasıyla tutuklandı. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü, Tunus'ta ifade özgürlüğünün ciddi şekilde kısıtlandığını ve yargı bağımsızlığının zedelendiğini raporlarında defalarca vurguladı. Said'in muhalifleri, ülkenin tek adam yönetimine sürüklendiğini ve devrim kazanımlarının yok edildiğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Tunus'taki kriz, Kuzey Afrika ve Akdeniz bölgesindeki istikrarı tehdit ediyor. Ülke, düzensiz göçün önemli bir geçiş noktası olması nedeniyle Avrupa Birliği (AB) için kritik bir öneme sahip. AB, Tunus ile sınır kontrolü ve göçle mücadele konusunda iş birliği yapıyor; ancak ülkedeki demokratik gerileme, bu iş birliğinin sorgulanmasına yol açıyor. ABD yönetimi ise Tunus'a yönelik yardımları azaltma sinyali verdi. Arap dünyasında ise Tunus, bir zamanlar demokrasi umuduydu; şimdi ise otoriterleşme örneği olarak değerlendiriliyor. Mısır ve Körfez ülkeleri, Said'in Batı karşıtı söylemlerine rağmen Tunus ile ilişkilerini sürdürüyor.
Tunus’taki gelişmeler, Libya ve Cezayir ile olan sınır güvenliğini de etkileyebilir. Ülkenin iç istikrarsızlığı, terör örgütlerinin hareket alanını genişletebilir. Öte yandan, Tunus'un yaşadığı ekonomik çöküş, bölgedeki diğer ülkeler için de bir uyarı niteliği taşıyor. Arap Baharı’nın mirası, yerini derin bir hayal kırıklığına bırakmış durumda. Tunus’taki protestolar, halkın taleplerinin karşılanmaması halinde daha da büyüyebilir. Ülkenin geleceği, Said’in uzlaşmacı bir tavır sergileyip sergilemeyeceğine ve uluslararası toplumun baskısına bağlı görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tunus'taki kriz, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de bölgesel istikrar açısından önem taşıyor. Türkiye, Arap Baharı sürecinde Tunus'taki demokratik geçişe destek vermişti. Ancak Said yönetiminin otoriterleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki demokrasi savunusunu zayıflatıyor. Ayrıca Tunus'un ekonomik çöküşü, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları müzakerelerinde etkili olabilir. Türkiye, Libya ile olan ilişkilerinde Tunus'un istikrarını dolaylı olarak gözetiyor. Tunus'ta yaşanacak olası bir iç çatışma, Türkiye'nin güney Akdeniz politikasını da etkileyebilir. Bu nedenle Ankara'nın, Tunus'taki gelişmeleri yakından izlemesi ve diplomatik kanalları açık tutması stratejik bir önem taşıyor.