Tunus'un başkenti Tunus'ta, Cumhurbaşkanı Kays Said'in istifasını talep eden binlerce kişi sokaklara döküldü. Göstericiler, Said'in 25 Temmuz 2021'de parlamentoyu feshederek ve başbakanı görevden alarak tek taraflı olarak geniş yetkiler üstlenmesinin beşinci yıl dönümünde meydanlardaydı. Muhalefet partileri, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin çağrısıyla bir araya gelen kalabalık, Habib Burgiba Bulvarı'nda toplanarak sloganlar eşliğinde yürüyüş yaptı. Polis, geniş güvenlik önlemleri alırken, göstericilerin 'Said istifa' ve 'Halkın iradesi darbeyi yener' yazılı pankartlar taşıdığı görüldü.
Yetki gaspı ve siyasi kriz
25 Temmuz 2021'de Cumhurbaşkanı Kays Said, başbakanı görevden almış, meclisi feshetmiş ve yürütme yetkilerini tek başına üstlenmişti. Bu hamle, ülkenin 2011 Arap Baharı sonrası kurduğu demokratik geçiş sürecine ciddi bir darbe olarak değerlendirilmişti. Said, 'istisnai önlemler' olarak nitelendirdiği bu adımları, ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik krizi çözmek için attığını savunmuştu. Ancak muhalefet, bu adımları 'darbe' olarak nitelendirerek demokrasinin askıya alındığını ve otoriter bir yönetim kurulduğunu öne sürüyor.
Gösterilerde konuşan muhalefet liderleri, Said'in politikalarının ülkeyi ekonomik çöküşe sürüklediğini, işsizliğin arttığını ve temel hak ve özgürlüklerin kısıtlandığını dile getirdi. Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT) temsilcileri de, hükümetin ekonomik reformlarının işçi sınıfının aleyhine olduğunu ve gösterilere destek verdiklerini açıkladı. Göstericiler, Said'in ülkeyi 'kişisel bir proje' haline getirdiğini ve seçilmiş bir cumhurbaşkanı olarak halkın iradesini yok saydığını ifade etti.
Bölgesel ve küresel boyut
Tunus'taki bu gösteriler, yalnızca iç siyasi bir mesele olmanın ötesinde, bölgesel anlamda da önem taşıyor. Tunus, 2011'de Arap Baharı'nın başladığı ve demokratik geçiş sürecinin nispeten başarılı olduğu ülke olarak öne çıkmıştı. Ancak Said'in yetki gaspı, bu ülkenin demokrasi deneyiminin akıbeti konusunda endişeleri artırdı. Uluslararası toplum, Tunus'taki gelişmelere dikkatle yaklaşıyor; ABD, Avrupa Birliği ve bazı bölgesel aktörler, Said'in adımlarını 'demokratik süreçten sapma' olarak nitelendirmişti. Gösteriler, bu endişelerin pratikteki yansıması olarak değerlendiriliyor.
Tunus'un içinde bulunduğu siyasi belirsizlik, aynı zamanda göç hareketleri ve güvenlik istikrarı açısından da kilit bir ülke olmasından dolayı küresel bir önem taşıyor. Akdeniz'deki bu ülke, Avrupa'ya yönelik düzensiz göçün önemli bir çıkış noktası konumunda. Ayrıca Libya ve Cezayir gibi istikrarsız komşularla çevrili olan Tunus'un iç çalkantısı, bölgesel güvenliği de etkileyebilir. Gösterilerin barışçıl bir şekilde sona ermesi ve hükümetin diyalog çağrılarına yanıt vermesi, hem ülke hem de bölge için kritik görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Tunus'taki siyasi kriz ve halk hareketleri, Türk dış politikası açısından da izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, Kuzey Afrika'da demokratikleşme süreçlerine destek veren bir ülke olarak Tunus'taki gelişmelere duyarsız kalamaz. AK Parti hükümeti, Arap Baharı döneminde Tunus'taki demokratik geçişi açıkça desteklemişti. Said'in yetki gaspı, Ankara'nın bölgedeki demokrasi vurgusuyla çelişen bir durum olarak öne çıkıyor. Türkiye'nin Tunus ile ekonomik ve ticari ilişkileri de bulunuyor; bu nedenle ülkedeki istikrar, Türk şirketleri ve yatırımları açısından da önemli. Ayrıca Tunus'un istikrarsızlaşması, düzensiz göç ve güvenlik tehditlerini artırabilir ve bu da Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, Tunus'taki gelişmeleri yakından izlemeli ve barışçıl bir çözüm için uluslararası çabalara katkı sunmalıdır.