ABD Başkanı Donald Trump'ın uluslararası sınırlara saygı göstermeyen tutumu, dünya genelinde toprak anlaşmazlıklarını yeniden alevlendirdi. Arjantin ve Fas, Trump'ın bu yaklaşımından cesaret alarak uzun süredir askıda olan toprak iddialarını yeniden gündeme getirdi. İsrail ise ABD'nin fiili desteğiyle işgal altındaki topraklarda daha serbest hareket etmeye başladı. Uzmanlar, bunun sadece bir başlangıç olabileceği uyarısında bulunuyor: eğer ABD belirsiz gerekçelerle toprak ve kaynak talep edebilirse, diğer ülkeler de aynı yola sapabilir.
Trump'ın Sınır Tanımayan Politikaları
Donald Trump, göreve geldiği ilk günden bu yana uluslararası hukuku ve egemenlik sınırlarını hiçe sayan açıklamalar yaptı. 2019'da Grönland'ı satın alma fikrini ortaya atması, ardından Panama Kanalı'nın kontrolünü yeniden talep etmesi ve Kanada'yı ABD'nin 51. eyaleti olmaya davet etmesi, uluslararası toplumda şok etkisi yarattı. Bu söylemler, sadece popülist retorik olarak kalmadı; somut politika değişikliklerine de dönüştü. Örneğin, İsrail'in 1981'de ilhak ettiği Golan Tepeleri'ndeki egemenliğini tanıyan Trump yönetimi, daha sonra Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak kabul etti ve ABD büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıdı. Bu adımlar, BM Güvenlik Konseyi kararlarına ve uluslararası konsensüse açıkça meydan okudu.
Trump'ın bu tutumu, diğer bölgesel güçlere de ilham verdi. Arjantin, Falkland Adaları (Malvinas) üzerindeki iddiasını yeniden ısıtırken; Fas, Batı Sahra'daki egemenlik iddialarını daha yüksek sesle dile getirmeye başladı. Her iki ülke de ABD'nin tutumunu emsal göstererek kendi toprak taleplerini meşrulaştırmaya çalışıyor. İsrail ise ABD'nin desteğini arkasına alarak Batı Şeria'da yeni yerleşim birimleri inşa etme ve Doğu Kudüs'te yasa dışı ilhak adımlarını hızlandırma konusunda kendini serbest hissediyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, bu gelişmelerin Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini derinleştirdiğini raporluyor.
Emperyalizmin Yeni Yüzü mü?
Trump'ın söylemleri, 19. yüzyıl emperyalizmini andırıyor. “Büyük Amerika” vizyonu çerçevesinde, ekonomik ve stratejik çıkarlar için toprak genişletme fikri yeniden meşruiyet kazanıyor. Bu yaklaşım, sadece ABD ile sınırlı değil; Rusya'nın Kırım'ı ilhakı, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki genişlemeci politikaları ve Hindistan'ın Keşmir'deki sert tutumu da benzer bir eğilimin parçası olarak görülüyor. Uluslararası hukuk uzmanları, bu tür eylemlerin BM Şartı'nın 2(4) maddesini ihlal ettiğini ve dünya barışını tehdit ettiğini vurguluyor. Ancak ABD'nin kendisi bu ilkeleri çiğnediğinde, diğer ülkelerin de aynı şeyi yapması kaçınılmaz hale geliyor. Bu durum, uluslararası düzenin temel taşlarını sarsıyor ve güç kullanımını norm haline getiriyor.
Trump'ın politikaları, sadece toprak anlaşmazlıklarını körüklemekle kalmıyor; aynı zamanda müttefikler arasında güven bunalımı yaratıyor. Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Trump'ın eyalet olma teklifine sert tepki gösterdi ve ülkesinin egemenliğinin tartışılamayacağını belirtti. Danimarka ise Grönland'ın satılması fikrini “absürt” olarak nitelendirdi. Ancak bu tepkiler, Trump'ın söylemlerini değiştirmesine yetmedi; aksine, daha da agresifleşmesine neden oldu. Avrupa Birliği, ABD'nin bu tutumunu “uluslararası hukuka saygısızlık” olarak değerlendirirken, Rusya ve Çin gibi aktörler ise ABD'nin çifte standardını eleştirerek kendi politikalarını meşrulaştırma fırsatı buluyor.
Küresel Yansımalar ve Gelecek
Trump'ın yayılmacı politikaları, küresel ekonomiyi de olumsuz etkiliyor. Ticaret savaşları, yaptırımlar ve belirsizlik ortamı, yatırımcı güvenini sarsıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, ABD'nin tek taraflı adımlarından zarar görüyor. Örneğin, Fas'ın Batı Sahra hamlesi, bölgedeki istikrarsızlığı artırarak enerji ve ticaret yollarını tehdit ediyor. Arjantin'in Falkland iddiası ise Birleşik Krallık ile ilişkileri gerebileceği gibi, Güney Amerika'da yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. İsrail-Filistin çatışmasında ise ABD'nin desteğiyle İsrail'in attığı adımlar, Orta Doğu'da kalıcı bir barışı imkânsız kılıyor ve radikal grupların işine yarıyor.
Uzmanlar, eğer bu eğilim sürerse, 21. yüzyılın “toprak gaspı” yüzyılı olabileceği uyarısında bulunuyor. Uluslararası toplumun, ABD'nin bu politikalarına karşı ortak bir duruş sergilemesi gerekiyor. Aksi halde, güçlü olanın haklı olduğu bir dünya düzeni yeniden tesis edilecek ve küçük devletlerin egemenliği hiçe sayılacak. Türkiye gibi bölgesel güçlerin, bu tür emsal teşkil eden adımlara karşı dikkatli olması ve uluslararası hukuku savunması kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın yayılmacı politikaları, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki dengeleri Türkiye'nin aleyhine bozuyor. Yunanistan ve GKRY'nin Ege ve Akdeniz'deki maksimalist talepleri, ABD'nin bu tutumuyla cesaret bulabilir. Ayrıca, ABD'nin belirsiz gerekçelerle toprak talepleri, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki sınır güvenliği politikalarını da etkileyebilir. Türkiye, uluslararası hukuka bağlı kalarak ve bölgesel işbirliklerini güçlendirerek bu tür emsal teşkil eden adımlara karşı koymalı. Kıbrıs ve Ege'deki haklarını savunmak için diplomatik ve askeri caydırıcılığını artırmalı.