ABD Başkanı Donald Trump, İran'la olası bir askeri çatışmanın 'çok hızlı' sona ereceğini sürekli olarak dile getiriyordu. Ancak son haftalarda yaşanan gelişmeler, bu savaşın Amerika'nın kolay çıkış bulamayacağı uzun soluklu bir çatışmaya dönüşme riskini gösteriyor. Basra Körfezi'nde artan gerginlikler, İran'ın nükleer faaliyetlerini hızlandırması ve ABD'nin bölgedeki askeri yığınağı, savaşın ne kadar kontrolden çıkabileceğine dair soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Hızlı Zafer Söyleminden Kalıcı Bataklığa
Trump yönetimi, İran'a yönelik azami baskı politikasının bir parçası olarak askeri seçeneği sıklıkla masada tuttu. Başkan, 2019'da İran'a yönelik bir hava saldırısını son anda durdurmasıyla da bilinir. Ancak o dönemki karar, savaşın boyutları hakkındaki endişeleri yansıtıyordu. Şimdi ise İran, ABD'nin İsrail ve Suudi Arabistan gibi müttefiklerine yönelik tehditlerini artırmış durumda. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) verilerine göre, bölgedeki ABD askeri varlığı son bir yılda yüzde 20 arttı. Uzmanlara göre, İran'ın asimetrik savaş kapasitesi, ABD'yi uzun süreli bir kara harekâtına zorlayabilir ki bu da Vietnam ve Afganistan'ı anımsatan bir kâbusa dönüşebilir.
New York merkezli düşünce kuruluşu Foreign Policy Research Institute'ten Michael Horowitz, 'Trump'ın sözünü ettiği gibi kısa bir savaş, ancak İran'ın hiçbir karşılık vermemesi durumunda mümkün. Oysa İran, füze ve insansız hava aracı cephaneliğiyle ABD üslerine ve müttefiklerine ağır hasar verebilir. Bu da savaşı kaçınılmaz olarak genişletir' diyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol Fiyatları ve Küresel Güvenlik
İran'la olası bir savaş, yalnızca askeri bir çatışma olmanın ötesinde küresel ekonomiyi de derinden etkileme potansiyeli taşıyor. Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol akışının yüzde 30'a varan bir kesintiye uğraması durumunda, petrol fiyatlarının varil başına 200 doları aşabileceği tahmin ediliyor. Bu da zaten yüksek enflasyonla mücadele eden dünya ekonomileri için yeni bir darbe anlamına geliyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programa yönelmesi ve İsrail'in bu konuda kırmızı çizgileri, tüm Orta Doğu'yu büyük bir savaşın eşiğine getirmiş durumda.
Rusya ve Çin'in İran'a diplomatik destek vermesi, çatışmanın daha da genişleyerek bir vekâlet savaşına dönüşme riskini artırıyor. ABD'nin bu noktada askeri bir geri adım atması, İran'a karşı caydırıcılığını zayıflatırken; ilerlemesi ise bölgesel bir felakete yol açabilir. Trump yönetiminin bu ikilemden nasıl çıkacağı, yakın gelecekte uluslararası güvenlik mimarisinin yeniden şekillenmesinde belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la 560 kilometrelik bir kara sınırını paylaşıyor. Olası bir ABD-İran savaşı, doğrudan sınırımızda istikrarsızlığa yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin güneydoğusunda terör gruplarının güçlenmesine, yeni göç dalgalarına neden olabilir. Ekonomik olarak ise petrol fiyatlarındaki muhtemel sıçrama, Türkiye'nin cari açığını daha da büyütecek. Ayrıca, Ankara'nın NATO müttefiki ABD ile İran arasında yürüttüğü denge politikası sarsılabilir. Türkiye'nin bu süreçte enerji alternatiflerini geliştirmesi ve sınırdaki güvenlik önlemlerini artırması kritik öneme sahip.