ABD Başkanı Donald Trump'ın yönetimi, İran'a karşı İsrail adına bir savaş yürütmekle suçlanıyor. İsrail, daha önceki ABD yönetimlerini bu tür bir çatışmaya ikna edememiş olsa da, mevcut yönetimle birlikte bu hedefine ulaştığı iddia ediliyor. Bölge ülkeleri, Trump'ın kişisel çıkarlarının mı yoksa stratejik hedeflerinin mi bu politikaları şekillendirdiğini sorguluyor. İran ile ABD arasındaki gerilim, 2018'de Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başladı ve yaptırımların ardından askeri boyuta ulaştı. İsrail ise bu süreçte, İran'ın nükleer programını durdurma ve bölgedeki nüfuzunu kırma amacıyla ABD'yi cesaretlendirdi. Ancak bu politikaların bedelini, özellikle Yemen, Suriye ve Irak'taki sivil halk ödüyor.
Gelişmenin arka planı: Trump ve İsrail stratejisi
Trump'ın başkanlık döneminde, İsrail ile ABD arasındaki ilişkiler tarihin en yakın seviyesine ulaştı. Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve Golan Tepeleri'nin İsrail egemenliğini kabul etmesi, Tel Aviv'in bölgesel hedeflerine destek olarak görüldü. İsrail ise İran'ın nükleer programını ve bölgesel nüfuzunu tehdit olarak tanımlıyordu. Uzun süredir ABD'nin İran'a karşı askeri müdahalesini isteyen İsrail, Trump yönetimini ikna etmeyi başardı. Özellikle 2019'daki Körfez krizi ve 2020'de General Kasım Süleymani'nin öldürülmesi, çatışmanın boyutlarını artırdı. ABD Savunma Bakanlığı'na göre, bu operasyonlar İran'ın saldırılarını önlemek için planlanmıştı; ancak eleştirmenler, İsrail'in etkisiyle daha agresif bir pozisyon alındığını savunuyor. Trump'ın iş çevreleriyle olan bağlantıları ve İsrail'deki yatırımları, kişisel çıkar iddialarını güçlendiriyor. Örneğin, damadı Jared Kushner'ın bölgede yürüttüğü 'Barış Planı', İsrail yanlısı olarak değerlendirildi ve Trump'ın gayrimenkul çıkarlarıyla ilişkilendirildi. Bu durum, ABD'nin Orta Doğu politikasının kişisel hedeflerle mi yoksa ulusal güvenlikle mi ilgili olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Bedeli ağır olan çatışma
Trump yönetiminin İran politikaları, bölgede istikrarsızlığı derinleştirdi. Yemen'deki savaş, Suudi Arabistan'ın İran destekli Husilere karşı mücadelesinde ABD silahlarıyla körüklendi. Suriye'de İran varlığına yönelik İsrail saldırıları, iç savaşın uzamasına neden oldu. Irak'ta ABD-İran gerilimi, ülkeyi iki güç arasında sıkıştırdı ve siyasi krizlere yol açtı. Küresel ekonomide, yaptırımlar nedeniyle petrol fiyatları dalgalandı ve İran ile ticaret yapan ülkeler zarar gördü. Ayrıca, Avrupa Birliği'nin nükleer anlaşmayı kurtarma çabaları sonuçsuz kaldı. Uzmanlar, bu politikaların Orta Doğu'da yeni bir silahlanma yarışı başlattığını ve terör örgütlerine alan açtığını belirtiyor. Trump'ın kişisel çıkarları ile bölgesel krizler arasındaki bağlantı, kamuoyunda geniş yankı buldu; ancak Beyaz Saray, bu iddiaları reddetti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve ABD arasındaki gerilimlerden doğrudan etkileniyor. Güney sınırında istikrarsızlık, terör tehditlerini artırırken; Irak ve Suriye'deki güç mücadeleleri Ankara'nın güvenliğini tehdit ediyor. Ayrıca, yaptırımlar nedeniyle İran'la ticaret yapan Türk şirketleri zarar görüyor ve enerji maliyetleri artıyor. Türkiye, hem İran hem de ABD ile dengeli bir politika izlemeye çalışsa da, Trump'ın kişisel çıkarları bölgeyi daha kırılgan hale getiriyor. Bu durum, Türkiye'nin kendi ulusal çıkarlarını korumak için daha bağımsız bir dış politika geliştirmesini zorunlu kılıyor.