The Economist dergisinin kıdemli editörlerinden Oliver Morton, "The Climate Issue" bülteninde ABD'nin temiz enerji yatırımlarını mercek altına aldı. Bültenin başlığı, ABD'nin eski Başkanı Donald Trump'ın iklim değişikliğine ve temiz enerjiye olan olumsuz tutumuna gönderme yapıyor: "Donald Trump'ın en sevmediği şey". Morton, yazısında Amerikan yatırımlarının mevcut durumunu ve geleceğini değerlendiriyor. Özellikle Trump döneminde başlatılan ve halen devam eden politikaların temiz enerji sektörünü nasıl etkilediği sorusuna yanıt arıyor.
Temiz Enerji Yatırımlarında Dalgalanma
ABD'de temiz enerji yatırımları, son yıllarda inişli çıkışlı bir seyir izledi. Trump yönetimi sırasında Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme ve kömür ile doğal gaz gibi fosil yakıtlara verilen destek, yenilenebilir enerji projelerinin hızını kesmişti. Ancak eyalet düzeyinde ve özel sektörde rüzgar ve güneş enerjisi yatırımları devam etti. Özellikle Teksas ve Kaliforniya gibi eyaletler, yenilenebilir enerji kapasitelerini artırdı. Morton, federal hükümetin tutumuna rağmen eyaletlerin ve şirketlerin iklim hedeflerine bağlı kaldığını vurguluyor. Biden yönetimiyle birlikte ise federal düzeyde yeniden iklim anlaşmasına dönüş ve Enflasyon Azaltma Yasası (Inflation Reduction Act) gibi paketlerle temiz enerjiye büyük teşvikler sağlandı. Bu yasa, güneş paneli ve elektrikli araç üretiminden rüzgar çiftliklerine kadar geniş bir yelpazede yatırımları artırdı. Morton, bu teşviklerin etkisini ve olası bir Trump geri dönüşünün bu yatırımları nasıl etkileyebileceğini tartışıyor.
Yazıda, ABD'nin temiz enerji alanındaki Ar-Ge harcamalarının da altı çiziliyor. Özel sektörün inovasyon gücü ve üniversitelerle işbirliği, teknoloji maliyetlerini düşürerek yenilenebilir enerjiyi daha rekabetçi hale getirdi. Ancak Morton, siyasi belirsizliğin yatırımcı güvenini sarsabileceğini belirtiyor. Özellikle 2024 seçimleri öncesinde, Trump'ın yeniden seçilmesi durumunda Enflasyon Azaltma Yasası'nın geri alınabileceği veya zayıflatılabileceği spekülasyonları var. Bu da uzun vadeli projeler için risk oluşturuyor.
Küresel Etkiler ve İklim Diplomasisi
ABD'nin temiz enerji politikaları, küresel iklim diplomasisini de doğrudan etkiliyor. Trump döneminde ABD'nin Paris Anlaşması'ndan çekilmesi, diğer ülkelerin taahhütlerini sorgulamasına yol açmıştı. Biden'ın yeniden katılımı ve agresif iklim hedefleri, uluslararası arenada bir canlanma yarattı. Ancak ABD'deki siyasi dalgalanmalar, Çin ve Avrupa Birliği gibi diğer büyük ekonomilerin iklim politikalarını da etkiliyor. Morton, ABD'nin temiz enerji yatırımlarındaki istikrarsızlığın, küresel sıcaklık artışını sınırlama çabalarını zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor. Yazıda ayrıca, gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanı taahhütlerinin önemine değiniliyor. ABD'nin bu konudaki liderliği, diğer ülkelerin de daha fazla katkı yapmasını teşvik edebilir.
Öte yandan, temiz enerji yatırımları sadece çevresel değil, ekonomik ve jeopolitik bir rekabet alanı haline geldi. Çin, güneş paneli ve batarya üretiminde açık ara lider durumda. ABD'nin bu alanda Çin'e bağımlılığını azaltma çabaları, Enflasyon Azaltma Yasası'nın önemli bir parçası. Morton, ABD'nin temiz enerji tedarik zincirlerini çeşitlendirmek için müttefikleriyle işbirliği yapması gerektiğini belirtiyor. Avrupa Birliği'nin Yeşil Mutabakatı ve Çin'in kendi yeşil teknoloji hamleleri, küresel bir yarışı körüklüyor. Bu yarış, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede teknolojik atılımları hızlandırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliğinden en çok etkilenen Akdeniz kuşağında yer alıyor ve temiz enerji dönüşümünde kritik bir konumda. ABD'nin temiz enerji yatırımlarındaki dalgalanmalar, küresel teknoloji fiyatlarını ve yatırım akışlarını etkileyerek Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedeflerini dolaylı yoldan etkileyebilir. Türkiye, güneş ve rüzgar enerjisinde önemli potansiyele sahip; ancak finansman ve teknoloji transferi ihtiyacı var. ABD'deki siyasi istikrarsızlık, uluslararası iklim finansmanını azaltabilir ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin yeşil dönüşümünü yavaşlatabilir. Ayrıca, ABD-Çin rekabeti, Türkiye'nin temiz enerji tedarik zincirindeki konumunu etkileyebilir. Türkiye, Avrupa Yeşil Mutabakatı'na uyum sağlama çabasında; ABD'nin tutumu bu süreçte belirleyici olabilir.