Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, 23 Şubat'ta yapılacak genel seçimler öncesinde anketlerde yükselişini sürdürürken, partinin üst düzey isimleri ABD Başkanı Donald Trump'ın seçim stratejilerini kopyalayarak posta yoluyla oylamaya yönelik asılsız iddialarla seçim güvenilirliğini hedef alıyor. AfD liderleri, huzurevlerinde kalan yaşlıların oylarının manipüle edildiğini kanıtsız bir şekilde öne sürerek posta yoluyla oylamanın tamamen kaldırılması çağrısında bulunuyor. Bu gelişme, Almanya'nın İkinci Dünya Savaşı sonrası siyasi düzenini sarsabilecek tarihi bir güç değişiminin eşiğinde olduğu bir dönemde yaşanıyor.
AfD'nin Yükselişi ve Trump Bağlantısı
AfD, son anketlerde yüzde 20 civarında oy desteğiyle ana muhalefet partisi konumunda bulunuyor. Parti, özellikle göç karşıtı söylemi ve ekonomik milliyetçiliğiyle dikkat çekiyor. Trump'ın 2020 seçimlerinde posta yoluyla oylamaya yönelik asılsız iddiaları, ABD'de seçim güvenliği tartışmalarını alevlendirmişti. AfD'nin bu söylemi benimsemesi, partinin uluslararası aşırı sağ ağlarla bağlantılı olduğunu ve Trump'ın siyasi mirasını Avrupa'ya taşıdığını gösteriyor. AfD eş başkanı Tino Chrupalla, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, "Posta yoluyla oylama, seçim hilesine davetiye çıkarıyor" diyerek huzurevlerinde yaşlıların oylarının "sistematik olarak manipüle edildiğini" iddia etti. Ancak bu iddialara dair hiçbir somut kanıt sunulmadı.
Almanya'da posta yoluyla oylama, özellikle yaşlılar ve engelliler için önemli bir kolaylık sağlıyor. 2021 federal seçimlerinde seçmenlerin yaklaşık yüzde 47'si posta yoluyla oy kullanmıştı. AfD'nin bu yöntemi hedef alması, seçim sonuçlarını kendi lehine çevirme çabası olarak yorumlanıyor. Parti, özellikle doğu eyaletlerinde güçlü bir tabana sahip ve buralarda posta yoluyla oylamanın daha az yaygın olduğu biliniyor. AfD'nin stratejisi, batı eyaletlerinde posta yoluyla kullanılan oyların geçersiz sayılmasını sağlayarak seçim matematiklerini değiştirmeyi amaçlıyor olabilir.
Trump'ın eski danışmanlarından bazılarının AfD'ye danışmanlık yaptığı iddia ediliyor. Özellikle Steve Bannon'un Avrupa'daki aşırı sağ partilerle kurduğu ilişkiler biliniyor. AfD, Trump'ın "Büyük Yalan" olarak anılan seçim hile iddialarını Avrupa'ya uyarlayarak, seçimlere olan güveni sarsmayı ve kendi seçmen tabanını mobilize etmeyi hedefliyor. Bu taktik, Almanya'da siyasi kutuplaşmayı artırırken, ana akım partilerin de seçim güvenliği konusunda daha fazla önlem almasına yol açıyor.
Almanya ve Avrupa İçin Olası Sonuçlar
Almanya, Avrupa Birliği'nin en büyük ekonomisi ve siyasi istikrarın garantörü olarak görülüyor. AfD'nin seçimlerde beklenenin üzerinde bir oy oranına ulaşması, Avrupa'da aşırı sağ rüzgarını güçlendirebilir. Fransa'da Ulusal Birlik (RN), İtalya'da Kardeşler (FdI) ve Macaristan'da Fidesz gibi partilerle birlikte AfD, Avrupa Parlamentosu'nda daha etkili bir blok oluşturabilir. Bu durum, AB'nin göç, iklim ve ekonomik politikalarında daha milliyetçi bir çizgiye kaymasına neden olabilir.
Almanya'da ana akım partiler, AfD ile koalisyon kurmayı reddediyor. Ancak AfD'nin eyalet seçimlerinde elde ettiği başarılar ve federal düzeydeki yükselişi, siyasi dengeleri değiştirebilir. Özellikle Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri Friedrich Merz'in AfD'nin desteğiyle bazı yasaları geçirme ihtimali tartışılıyor. Bu durum, Almanya'nın siyasi kültüründe önemli bir kırılma yaratabilir. Seçim sonrası koalisyon görüşmeleri, AfD'nin yükselişi gölgesinde şekillenecek.
Trump'ın Almanya seçimlerine doğrudan müdahale etmesi beklenmiyor ancak ABD'deki siyasi iklimin Avrupa'ya yansımaları kaçınılmaz. Trump yönetiminin Avrupa'daki aşırı sağ partilere verdiği destek, transatlantik ilişkilerde gerilime yol açabilir. ABD'nin NATO ve ticaret politikalarındaki belirsizliği, Avrupa'nın savunma ve ekonomik bağımsızlık arayışlarını hızlandırıyor. Almanya'da AfD'nin güçlenmesi, AB'nin ortak dış politika ve güvenlik politikalarında daha fazla iç sorun yaşamasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya'daki seçimler, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Almanya'da yaklaşık 3 milyon Türk kökenli seçmen bulunuyor ve bunların büyük bir kısmı çifte vatandaşlık hakkına sahip. AfD'nin yükselişi, bu seçmenler arasında endişe yaratıyor; zira parti göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemiyle biliniyor. AfD'nin seçimlerde güç kazanması, Türkiye-AB ilişkilerini ve Türk diasporasının Almanya'daki konumunu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Almanya'nın siyasi istikrarındaki sarsıntı, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından biriyle ekonomik ilişkilerini de etkileyebilir. Türkiye, Almanya'daki siyasi gelişmeleri dikkatle izlemeli ve olası bir AfD yükselişine karşı diplomatik önlemler almalı.