ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetim felsefesinin temel taşı haline gelen ‘Unitary Executive’ (Birlikçi Yürütme) teorisi, bu kez Amerikan bilim dünyasını hedef aldı. Uzmanlara göre, başkanlık yetkilerini neredeyse sınırsız kılan bu anayasal yorum, federal hükümetin bilimsel araştırma fonlarını dağıtma, regülasyon yapma ve bağımsız kurumları yönetme biçiminde radikal bir değişime yol açabilir. Trump’ın ikinci döneminde bu teorinin daha da genişletilmesi halinde, ABD’nin iklim değişikliğinden salgın hastalıklara kadar birçok alandaki bilimsel kapasitesi ciddi zarar görebilir.
Teorinin Kökeni ve Bilim Üzerindeki Etkileri
‘Unitary Executive’ teorisi, ABD Başkanı’nın federal hükümetin yürütme erkini tek başına kontrol etmesi gerektiğini savunur. Bu yoruma göre, Kongre’nin kurduğu bağımsız kurumlar (NASA, EPA, NIH gibi) dahi başkanın doğrudan talimatına tabidir. Trump’ın ilk döneminde EPA’nın iklim bilimini susturması, NIH’ın pandemi yanıtını siyasileştirmesi bu teorinin pratik yansımalarıydı. Şimdi ise Beyaz Saray, bilimsel danışma kurullarını kaldırmayı ve araştırma fonlarını siyasi kriterlere göre dağıtmayı planlıyor. Örneğin, Ulusal Bilim Vakfı (NSF) ve Ulusal Sağlık Enstitüleri’ne (NIH) bağlı projeler, ‘ulusal çıkar’ kılıfıyla yeniden şekillendirilebilir. Bu durum, temel bilim araştırmalarının finansmanını tehdit ederken, bağımsız akran değerlendirme sürecini de baltalıyor.
Uygulamanın en çarpıcı örneklerinden biri, Trump’ın 2025 bütçe teklifinde yer alan NIH’a yüzde 30 kesinti önerisi. Bu kesinti, kanser, Alzheimer ve bulaşıcı hastalıklar üzerine yapılan araştırmaları doğrudan etkileyecek. Ayrıca, başkanlık kararnameleriyle bilimsel verilerin kamuoyuna açıklanması geciktirilebilir veya sansürlenebilir. İklim değişikliği raporları, aşı güvenliği çalışmaları gibi hassas konular bu politikadan en çok etkilenecek alanlar arasında.
Küresel Bilim Düzenine Yansımaları
ABD’nin bilimdeki liderliği, ‘Unitary Executive’ teorisiyle sarsılırken, diğer ülkeler bu boşluğu doldurma fırsatı yakalayabilir. Çin, ABD’nin iklim araştırmalarına ayırdığı fonları geri çekmesiyle kendi projelerini hızlandırdı. Avrupa Birliği ise Horizon Europe programıyla uluslararası iş birliklerini artırma yolunda. Öte yandan, bilimsel standartların siyasileşmesi, küresel anlaşmaların (Paris İklim Anlaşması, Dünya Sağlık Örgütü protokolleri) altını oyabilir. ABD’nin bilimsel verileri manipüle etmesi, uluslararası araştırma topluluğunda güven krizine yol açabilir. Özellikle pandemi hazırlığı ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi ortak sorunlar, ABD’nin bilime düşman politikaları nedeniyle sekteye uğrayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin bilimsel regülasyonlardan çekilmesi, Türkiye’nin uluslararası araştırma iş birliklerinde alternatif ortak arayışlarını hızlandırabilir. Özellikle iklim değişikliği ve sağlık teknolojileri alanında ABD yerine AB ve Asya ülkeleriyle ortak projeler geliştirilebilir. Ancak, Türkiye’nin NATO üyesi olarak ABD ile savunma ve teknoloji alanındaki bağımlılığı düşünüldüğünde, bilimsel bir kopuş kısa vadede olası görünmüyor. Yine de, Türk bilim insanlarının ABD fonlarına erişimi kısıtlanırsa, TÜBİTAK gibi ulusal kurumların bu açığı kapatması gerekebilir. Küresel bilim sistemindeki bu kayma, Türkiye’nin kendi bilim politikasını gözden geçirmesi için bir uyarı işareti olarak okunabilir.