Donald Trump'ın ikinci başkanlık dönemiyle birlikte Amerika Birleşik Devletleri, uluslararası sahnede daha önce görülmemiş bir özgüvenle hareket ediyor. Artık müttefiklerine enerji tedarik eden ve kendi savunmalarını finanse etmelerini talep eden bir ABD, masada bir sandalye için yalvarmıyor; doğrudan masanın kendisi haline geliyor. Bu dönüşüm, Amerikan dış politikasında 'özür dileme' kültürünün sona erdiğini gösteriyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, 'Amerika Birinci' politikası çerçevesinde müttefiklerle ilişkileri yeniden tanımlıyor. NATO ülkelerine savunma harcamalarını GSYH'nin yüzde 2'sine çıkarmaları için baskı yapılırken, enerji alanında ABD'nin doğal gaz ve petrol ihracatı ile Avrupa'nın Rus enerjisine bağımlılığı azaltılıyor. Bu, Washington'ın küresel enerji piyasalarında belirleyici bir oyuncu olmasını sağlıyor.
Aynı zamanda, ABD Asya-Pasifik'te de benzer bir tutum sergiliyor. Japonya ve Güney Kore'den savunma paylaşımlarını artırmaları istenirken, Tayvan'a yönelik taahhütler ticari avantajlarla dengeleniyor. Çin ile ticaret savaşlarında sert bir dil kullanılırken, teknoloji transferi ve fikri mülkiyet konularında taviz verilmiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu yeni Amerikan duruşu, küresel ittifaklar sistemini yeniden şekillendiriyor. Avrupa Birliği, savunma özerkliğini artırma yönünde adımlar atarken, Orta Doğu'da Suudi Arabistan ve İsrail ile ilişkiler enerji ve güvenlik ekseninde yeniden tanımlanıyor. Rusya ve Çin ise bu gelişmeleri kendi stratejik hedefleri için kullanmaya çalışıyor.
Öte yandan, ABD'nin özür dilemeyen tavrı, gelişmekte olan ülkelerde rahatsızlık yaratıyor. Küresel yönetişim reformları, iklim değişikliği ve pandemi gibi konularda ortak çözüm arayışları zorlaşıyor. Ancak Trump yönetimi, ulusal çıkarları önceleyen bu politikanın uzun vadede ABD'nin liderliğini güçlendireceğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO müttefiki olarak ABD'nin yeni tutumundan doğrudan etkileniyor. Savunma harcamalarını GSYH'nin yüzde 2'sinin üzerine çıkaran Türkiye, Trump yönetiminin talepleriyle büyük ölçüde uyumlu. Ancak enerji alanında ABD'nin artan rolü, Türkiye'nin doğal gaz tedarik çeşitlendirme çabalarına yeni bir boyut katıyor. Özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji keşifleri ve boru hattı projelerinde ABD'nin tavrı, Türkiye'nin çıkarlarıyla örtüşebilir. Bununla birlikte, ABD'nin müttefiklerden daha fazla fedakarlık beklemesi, Türk dış politikasında bağımsız hareket alanını daraltabilir. Yine de, 'güçlü ABD' imgesi küresel istikrara katkı sağlarsa, Türkiye bundan olumlu etkilenebilir.