ABD Başkanı Donald Trump, yaklaşan doğum gününde beklenmedik bir hediye alabilir: İran ile nükleer bir anlaşma. Ancak bu anlaşmanın duyurusu, Başkan için ne kadar sevindirici olsa da, kutlamaların kısa ömürlü olabileceği uyarısı yapılıyor. Zira anlaşmanın kırılgan detayları, taraflar arasındaki güven eksikliği ve bölgesel dinamikler, sürecin her an rayından çıkmasına neden olabilir. Çinli gözlemcilere göre, bu engelleri aşmak kolay olmayacak ve kalıcı bir çerçevenin oluşturulması için ciddi diplomatik çaba gerekecek.
Anlaşmanın arka planı ve müzakerelerin seyri
İran ve ABD arasındaki nükleer müzakereler, uzun bir aradan sonra yeniden canlanmış durumda. 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) Trump'ın 2018'de çekilmesi, ilişkileri kopma noktasına getirmişti. Ancak son dönemde dolaylı görüşmeler ve arabulucu ülkelerin çabalarıyla bir ilerleme kaydedildiği belirtiliyor. Trump'ın doğum günü olan 14 Haziran'a denk getirilmek istenen anlaşma, aslında siyasi bir jest olarak da görülüyor. Ancak anlaşmanın içeriğiyle ilgili henüz net bir bilgi yok. Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmayı kabul ederken, karşılığında yaptırımların kaldırılmasını ve petrol ihracatının artırılmasını talep ediyor. Washington ise İran'ın bölgedeki nüfuzunun sınırlandırılması ve balistik füze programının durdurulması gibi ek koşullar öne sürüyor. Bu talepler, anlaşmayı daha en başından kırılgan hale getiriyor.
Çin merkezli düşünce kuruluşları, anlaşma metninin henüz nihai halini almadığını ve taraflar arasındaki güven sorununun en büyük engel olduğunu vurguluyor. Özellikle İran'ın nükleer programını denetleme mekanizmaları, ABD'nin yaptırımları ne ölçüde kaldıracağı ve geri dönüş hükümleri, müzakerelerin en kritik başlıkları arasında yer alıyor. Çinli analistler, tarafların bir anlaşmaya varması halinde bile uygulama aşamasında sorunlar yaşanabileceğini, çünkü anlaşmanın tüm taraflar için siyasi riskler taşıdığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-ABD anlaşması, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkileyecek bir potansiyele sahip. Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörler, anlaşmaya şiddetle karşı çıkıyor. Riyad ve Tel Aviv, İran'ın nükleer programa devam edeceğini ve anlaşmanın Tahran'ın bölgedeki yayılmacı politikalarını meşrulaştıracağını savunuyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Çin, anlaşmanın tam olarak uygulanmasını ve taraflar arasında diyaloğun sürmesini destekliyor. Çin, İran'ın en büyük petrol müşterisi konumunda ve anlaşmanın sağlanması, Pekin'in enerji güvenliği açısından kritik önem taşıyor. ABD'de ise anlaşma, Kongre'deki Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında yeni bir tartışma başlatabilir. Trump'ın bu anlaşmayı seçim döneminde kullanması da olası görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasında varılacak olası bir anlaşma, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Enerji ithalatında İran'a bağımlı olan Türkiye, yaptırımların hafiflemesiyle daha uygun koşullarda doğalgaz ve petrol tedarik edebilir. Ancak anlaşmanın kırılgan olması, bölgesel istikrarı tehdit edebilir. Türkiye, İran'ın nüfuz alanını genişletmesinden rahatsız olabileceği gibi, Suudi Arabistan ve İsrail'in tepkilerinin de etkisinde kalabilir. Ankara, anlaşma sürecinde arabuluculuk yaparak hem Washington hem de Tahran'la ilişkilerini dengelemeye çalışsa da, taraflar arasındaki güvensizlik ve bölgesel rekabet, Türkiye'nin manevra alanını daraltabilir. Bu nedenle Türkiye, anlaşmanın uygulanmasını yakından izlemeli ve kendi çıkarlarını koruyacak adımları önceden planlamalıdır.