ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (ICC) hedef alan 'dağıtma' söylemi, uluslararası hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Uzmanlar, bu tehdidin arkasında yatan jeopolitik hesapları ve olası sonuçlarını mercek altına alıyor. Trump yönetiminin, ICC'nin İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında tutuklama kararı çıkarmasına karşılık yaptırım ve misilleme tehditleri, uluslararası ceza adaletinin geleceğine dair ciddi soru işaretleri doğurmuş durumda. Peki bu tehditler ne kadar gerçekçi ve ICC buna nasıl yanıt verecek?
ICC'nin Dağıtılması Talebi Nereden Geliyor?
Trump yönetiminin ICC'ye yönelik düşmanlığı yeni değil. Daha önceki dönemde ABD, ICC'ye karşı yaptırımlar uygulamış ve mahkemenin çalışmalarını engellemek için diplomatik baskı yapmıştı. Son olarak ICC Savcısı Kerim Han'ın, İsrail ve Hamas liderlerine yönelik savaş suçu suçlamalarıyla ilgili tutuklama talepleri, Washington'u harekete geçirdi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ICC'nin 'bütünüyle dağıtılması' gerektiğini söylerken, eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da mahkemeyi 'ABD ve müttefiklerini hedef alan bir araç' olarak nitelendirdi. Uzmanlara göre bu söylem, ABD'nin uluslararası hukuk düzenine değil, kendi askeri diplomatik çıkarlarına verdiği önceliği yansıtıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, 2002'de kurulduğundan bu yana 123 ülkenin taraf olduğu Roma Statüsü ile çalışıyor. Ancak ABD, Çin, Rusya, İsrail ve Türkiye gibi ülkeler mahkemeye taraf değil. Bu durum, Washington'un mahkemenin meşruiyetini tanımadığını ve kararlarını tanımama eğilimini pekiştiriyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Trump yönetiminin ICC'yi dağıtma girişimi, yalnızca ABD ile mahkeme arasında bir gerilim değil, aynı zamanda uluslararası hukuk düzenine yönelik daha geniş bir meydan okuma. ABD'nin en büyük müttefiklerinden İngiltere, Fransa ve Almanya dahil olmak üzere birçok Avrupa ülkesi ICC'nin tarafı. ABD'nin bu baskısı, Avrupa ile Atlantik ötesi ilişkilerde yeni bir sürtüşme noktası yaratabilir. Öte yandan, ICC'nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hakkında çıkardığı tutuklama kararı ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu hakkındaki talebi, mahkemenin büyük güçlerin eylemlerini yargılama kapasitesini sorgulatıyor. Uzmanlar, ABD'nin bu tehditlerinin mahkemenin caydırıcılığını zayıflatmayı amaçladığını, ancak aynı zamanda mahkemenin siyasi bir araç haline gelmesine yol açabileceğini vurguluyor. Bölgesel olarak ise, ABD'nin ICC'ye yönelik bu tutumu, Ortadoğu'daki İsrail-Filistin çatışması ve Ukrayna-Rusya savaşı gibi konularda mahkemenin tarafsızlığına gölge düşürebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ICC'ye taraf olmayan ülkeler arasında yer alıyor. Ancak bu durum, Türkiye'nin uluslararası ceza hukukuyla bağının olmadığı anlamına gelmiyor. Türkiye, insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarıyla ilgili olarak çeşitli uluslararası yargı mercilerinde yargılanmış veya bu süreçlerde taraf olmuştur. ABD'nin ICC'yi dağıtma söylemi, Türkiye açısından iki yönlü bir etki yaratabilir. Bir yandan, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu mahkeme dışı ülkeler, ABD'nin bu tutumundan cesaret alarak ICC kararlarına uymama eğilimini güçlendirebilir. Öte yandan, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde ICC konusu bir sürtüşme noktası olabilir. Ayrıca, Türkiye'nin PKK ve Suriye'deki terör örgütleriyle mücadelesi sırasında ICC ile ilgili iddialar gündeme gelmişti. Bu nedenle, ABD'nin ICC'ye yönelik politikası, Türkiye'nin uluslararası hukuk stratejisini etkileyebilir. Kısa vadede, Türkiye'nin bu konuda tarafsız bir pozisyon alması bekleniyor, ancak gelişmeler yakından takip ediliyor.