ABD Adalet Bakanlığı Vekili Todd Blanche, Perşembe günü yayımladığı bir mektupta Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) ABD’den hiçbir şahsı iade etme yetkisi olmadığını açıkladı. Blanche, ICC’nin giderek artan bir kanunsuzlukla hareket ettiğini öne sürerek, mahkemenin Amerikan vatandaşları üzerinde yargı yetkisi tanımadığını vurguladı. Bu açıklama, Trump yönetiminin uluslararası yargı kurumlarına karşı benimsediği sert tutumun bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
ICC, 1998 Roma Statüsü ile kurulan ve savaş suçları, soykırım, insanlığa karşı suçlar gibi ağır uluslararası suçları yargılamakla yetkili bir mahkemedir. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Çin ve İsrail gibi birçok büyük güç Roma Statüsü’ne taraf değildir. ABD, ICC’nin Amerikan vatandaşlarını siyasi gerekçelerle yargılayabileceği endişesiyle mahkemeyi uzun süredir eleştirmektedir. Trump döneminde bu eleştiriler daha da keskinleşmiş, hatta ICC yetkililerine yönelik yaptırımlar uygulanmıştı.
Todd Blanche’ın mektubu, ICC Başsavcısı Karim Khan’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya yönelik tutuklama talebi sonrası geldi. Khan, 7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısı sonrası Gazze’de işlenen savaş suçları iddiaları kapsamında Netanyahu ve Hamas liderleri için yakalama kararı çıkarılmasını istemişti. ABD, İsrail’in en yakın müttefiki olarak bu girişimi sert bir dille reddetmişti. Blanche mektubunda, “ICC’nin müttefiklerimize karşı yürüttüğü bu soruşturma, mahkemenin siyasallaştığını ve uluslararası hukuku değil, belirli devletlerin çıkarlarını hedef aldığını göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD’nin ICC ile yaşadığı bu gerilim, uluslararası hukukun evrenselliği ve büyük güçlerin yargıya saygısı konusunda önemli soruları gündeme getiriyor. ICC’nin yetkisini tanımayan ABD, mahkemenin kararlarını uygulamak için hiçbir adım atmayacağını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu durum, özellikle İsrail-Filistin çatışması gibi hassas konularda ICC’nin etkinliğini sorgulatıyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ülkeleri ve diğer Roma Statüsü’ne taraf devletler, ICC’nin bağımsızlığını savunarak ABD’nin tutumunu eleştiriyor. Küresel düzeyde, bu tartışma uluslararası ceza hukukunun geleceği ve büyük güçlerin yargı karşısındaki sorumlulukları konusunda derin bir ayrışmaya işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Roma Statüsü’ne taraf olmamakla birlikte ICC ile işbirliğini sürdürmekte ve uluslararası ceza hukukunun bazı ilkelerini benimsemektedir. ABD’nin ICC’ye karşı aldığı bu sert tavır, Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları açısından iki ucu keskin bir bıçak niteliği taşıyor. Bir yandan Türkiye, ABD’nin egemenlik vurgusunu anlayışla karşılayabilir; ancak öte yandan, özellikle PKK/YPG terörü ve Doğu Akdeniz’deki enerji anlaşmazlıkları gibi konularda uluslararası yargı mekanizmalarının etkinliğinin zayıflaması Ankara’nın aleyhine sonuçlar doğurabilir. Ayrıca, İsrail’e yönelik ICC soruşturmasının ABD tarafından engellenmesi, Filistin davasına duyarlı Türk kamuoyunda rahatsızlık yaratabilir.