Kudüs Valiliği, İsrail makamlarının Doğu Kudüs’te 13 yeni Yahudi yerleşim biriminin inşasına onay vermesini sert bir dille kınadı. Valilikten yapılan açıklamada, bu kararın Filistin topraklarının ilhakına yönelik adımların bir parçası olduğu ve uluslararası hukuka açıkça aykırı olduğu vurgulandı. Yerleşim birimlerinin, özellikle Kudüs’ün tarihi ve demografik yapısını değiştirmeyi hedeflediği belirtilen açıklamada, uluslararası toplumun bu tür tek taraflı eylemlere karşı daha somut adımlar atması çağrısı yapıldı. Söz konusu karar, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yerleşim faaliyetlerini artırdığı bir dönemde geldi. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuk ihlali olarak tanımlıyor. Filistin yönetimi ise bu hamleyi, iki devletli çözümün temelini oluşturan müzakerelere darbe vuran bir eylem olarak nitelendiriyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail hükümeti, sivil yönetim birimi aracılığıyla 13 yeni yerleşim biriminin kurulmasını onayladı. Bu birimler, büyük ölçüde Doğu Kudüs’ün çevresindeki Filistin köylerine yakın bölgelerde ve yeşil hat olarak bilinen 1967 sınırlarının ötesinde yer alıyor. İsrail medyasına yansıyan haberlere göre, onaylanan projeler arasında yüzlerce konut birimi bulunuyor. Bu durum, bölgedeki Filistinli nüfusu çevreleyen bir yerleşim halkası oluşturmayı amaçlıyor. İsrail’in yerleşim politikası, 1967’den bu yana aralıksız devam ediyor. Bugün Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te 700 binden fazla Yahudi yerleşimci yaşıyor. Uluslararası toplum, İsrail’in bu politikasını defalarca kınamış olsa da, özellikle ABD’nin son yıllardaki tutumu yerleşimlerin genişlemesine dolaylı destek sağladı. Trump yönetimi döneminde Washington, İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı gören geleneksel Amerikan pozisyonundan geri adım atmıştı. Biden yönetimi ise bu politikayı kısmen tersine çevirse de, somut yaptırımlardan kaçınıyor. Kudüs Valiliği’nin uyarısı, bu bağlamda daha geniş bir endişeyi yansıtıyor: Yerleşimlerin sürekli genişlemesi, Filistin devletinin coğrafi bütünlüğünü giderek imkânsız hale getiriyor. Birleşmiş Milletler’in verilerine göre, Batı Şeria’nın yüzde 60’ından fazlası İsrail’in doğrudan kontrolü altında ve bu alanların büyük bir kısmı yerleşimlere ayrılmış durumda. Son onaylanan 13 birim, bu eğilimi daha da pekiştiriyor.
Bölgesel boyut
Bu gelişme sadece Filistin-İsrail çatışmasını değil, tüm Ortadoğu’yu etkileyen bir dinamiğe sahip. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İsrail’le normalleşme sürecini sürdürürken, Filistin meselesi artık eskisi kadar merkezi bir rol oynamıyor. Ancak yeni yerleşim kararları, Arap kamuoyunda büyük bir öfkeye yol açıyor ve hükümetleri zor durumda bırakıyor. Mısır ve Ürdün, İsrail’le barış anlaşmalarına sahip olmalarına rağmen, yerleşimlerin genişlemesini kınıyor. Ürdün Kralı II. Abdullah, Kudüs’teki statükonun değiştirilmesinin bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği uyarısında bulundu. İran ise bu durumu, İsrail karşıtı söylemini güçlendirmek için kullanıyor. Tahran yönetimi, Filistin davasını sahiplenerek bölgedeki nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Öte yandan, İsrail’in yerleşim politikası uluslararası alanda yalnızlaşmasına neden oluyor. Avrupa Birliği, İsrail menşeli ürünlerin yerleşim yerlerinde üretilmiş olması durumunda etiketlenmesini zorunlu kılan bir düzenleme yürürlüğe koydu. Uluslararası Ceza Mahkemesi ise İsrail’in yerleşim faaliyetlerini savaş suçu kapsamında soruşturuyor. Tüm bu baskılara rağmen, İsrail hükümeti koalisyon anlaşmaları gereği yerleşim yanlısı partilerin etkisiyle genişleme politikasını sürdürüyor. Özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcı isimler, yerleşimlerin hızlandırılmasını açıkça savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destekle biliniyor. Ankara, İsrail’in Doğu Kudüs’teki yerleşim kararlarını daha önce de kınamış ve 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletini savunmuştur. Bu yeni karar, Türkiye’nin bölgedeki diplomatik pozisyonunu güçlendirme ihtiyacını ortaya koyuyor. Aynı zamanda, Türkiye-İsrail arasındaki son dönemde normalleşme çabalarına rağmen, Filistin meselesi iki ülke arasında hassas bir başlık olmaya devam ediyor. Türkiye, bu tür gelişmelerde hem Filistin yönetimiyle koordinasyonu artırmalı hem de İsrail nezdinde insani ve hukuki argümanları öne çıkarmalıdır. Bölgesel istikrar açısından, yerleşimlerin genişlemesi yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir; bu da Türkiye’nin güney komşularındaki güvenlik ortamını doğrudan etkileyebilir.