ABD'de eski Başkan Donald Trump'a yakın lobiciler ve siyasi yorumcular, Guatemala'da yürüttükleri kampanyalarla Latin Amerika'da sağ siyasetin yükselişine ivme kazandırıyor. 'Amerika Öncelik' (America First) politikasının bölgesel yansıması olarak değerlendirilen bu girişimler, Guatemala'nın iç siyasetinde ve ABD'nin Orta Amerika stratejisinde önemli bir dönüşümü işaret ediyor. Özellikle göç ve güvenlik konularında sert tutumlarıyla bilinen bu çevreler, Guatemala Devlet Başkanı Alejandro Giammattei'nin sağcı hükümetine doğrudan destek sağlıyor.
Gelişmenin arka planı
Guatemala, Orta Amerika'nın en kalabalık ülkesi olmasının yanı sıra ABD'ye yönelik düzensiz göçün ana kaynaklarından biri. Trump döneminde uygulanan sert göç politikaları, Biden yönetimi altında da büyük ölçüde devam ederken, Trump yanlısı lobi grupları Guatemala'da daha da katı önlemler alınması için baskı yapıyor. Bu gruplar arasında, eski Trump danışmanlarından Stephen Miller'ın etkisiyle kurulan 'America First Legal' ve 'The Heritage Foundation' gibi muhafazakar düşünce kuruluşları öne çıkıyor.
Guatemala hükümeti, 2020'den bu yana yolsuzlukla mücadele konusunda uluslararası eleştirilere hedef olurken, ABD'li sağcı aktörler bu durumu 'egemenlik' ve 'iç işlerine karışmama' çerçevesinde savunuyor. Ülkede yargı bağımsızlığının zayıflatılması ve muhalif gazetecilere yönelik baskılar, Washington'daki liberal çevrelerin tepkisini çekiyor, ancak Trump yanlıları mevcut hükümeti istikrar unsuru olarak görüyor.
Öte yandan, Guatemala'nın kuzeyindeki Petén bölgesinde uyuşturucu kartellerinin artan etkisi ve yoksulluğun had safhada olması, ülkeyi kırılgan bir durumda bırakıyor. ABD'li sağcı aktörlerin desteği, Giammattei yönetiminin güvenlik politikalarını sertleştirmesine olanak tanırken, sivil toplum örgütleri bu durumun insan hakları ihlallerini artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Guatemala'daki bu gelişmeler, Latin Amerika genelinde sağ popülist hareketlerin yeniden canlanmasıyla paralel ilerliyor. Brezilya'da eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro'nun halen etkili olması, Arjantin'de Javier Milei'nin yükselişi ve El Salvador'da Nayib Bukele'nin popülaritesi, bölgede sol dalganın gerilemeye başladığını gösteriyor. Trump yanlılarının Guatemala'daki faaliyetleri, ABD'nin Latin Amerika'ya yönelik politikasında da bir kırılma noktası oluşturuyor: Geleneksel iki partili uzlaşının yerini, ideolojik olarak daha keskin bir müdahaleci yaklaşım alıyor.
ABD'nin Orta Amerika'ya yönelik mali yardımları, Biden yönetimi altında yoksulluğu azaltma ve yolsuzlukla mücadele gibi hedeflere odaklanırken, Trump yanlıları bu yardımların 'koşulsuz' olarak güvenlik ve göç kontrolüne aktarılmasını talep ediyor. Bu durum, ABD Kongresi'nde de tartışmalara yol açıyor ve ülkenin dış politika yapım sürecini daha da kutuplaştırıyor.
Bölgesel olarak bakıldığında, Guatemala'daki sağcı hükümetin ABD'den aldığı bu destek, komşu ülkelerdeki siyasi dengeleri de etkiliyor. Meksika ve Honduras gibi ülkeler, ABD'nin göç politikalarındaki değişimlere hassas bir şekilde tepki verirken, Guatemala'nın izlediği sert çizgi Orta Amerika'da bir model olarak sunulmaya çalışılıyor. Ancak bu modelin sürdürülebilirliği, ülkenin derin yapısal sorunları ve artan eşitsizlik karşısında sorgulanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Guatemala'daki bu gelişme, Türkiye'nin Latin Amerika'ya yönelik dış politikası açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, son yıllarda bölgeyle ticari ve diplomatik ilişkilerini artırmış durumda. ABD'nin Guatemala üzerindeki nüfuzunu sağcı aktörler aracılığıyla pekiştirmesi, Türkiye'nin bölgedeki yatırım ve iş birliği alanlarını daraltabilir. Ayrıca, küresel sağ popülizmin yükselişi, Türkiye'nin bazı Latin Amerika ülkeleriyle geliştirdiği 'kazan-kazan' temelli iş birliği anlayışını zorlayabilir. Bununla birlikte, Türkiye'nin bölgeye yönelik insani yardım ve kalkınma projeleri, Guatemala'daki kırılgan durumdan etkilenmeden devam edebilir. Bu nedenle Ankara'nın, bölgedeki siyasi dönüşümleri yakından izlemesi ve esnek bir politika çerçevesi geliştirmesi gerekiyor.