ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasındaki son görüşme, İran nükleer anlaşması ve bölgesel gerilimler konusunda ortak bir zemin arayışı olarak sunulsa da, Pekin'in Tahran'a yönelik politikasında bir değişiklik sinyali görünmüyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve bu ilişki, ABD'nin yaptırımlarına rağmen devam ediyor.
Görüşmenin Arka Planı ve Çin'in Tutumu
Trump yönetimi, uzun süredir Çin'den İran'a yönelik baskısını artırmasını ve İran petrolüne olan bağımlılığını azaltmasını talep ediyor. Ancak Xi yönetimi, ABD ile ticaret savaşında elini güçlendirmek için İran kartını kullanmayı tercih ediyor. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, "Çin'in İran ile normal ticari ilişkilerini sürdüreceğini" belirtti. Bu açıklama, Pekin'in Washington'ın taleplerine sıcak bakmadığını gösteriyor.
Çin, İran'dan günlük yaklaşık 500 bin varil petrol ithal ediyor. Bu, İran'ın toplam petrol ihracatının büyük bir kısmını oluşturuyor. Ayrıca Çin, İran'a yönelik yatırımlarını da sürdürüyor; özellikle enerji ve altyapı projelerinde. 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşması çerçevesinde, Çin'in İran'a 400 milyar dolar yatırım yapması öngörülüyor. Bu anlaşma, iki ülke arasındaki stratejik bağları daha da güçlendirdi.
Trump yönetiminin İran'a yönelik "maksimum baskı" politikası, Çin'i doğrudan hedef almıyor ancak ikincil yaptırımlar yoluyla Çinli şirketleri de etkiliyor. Buna rağmen Pekin, yaptırımları delmek için çeşitli mekanizmalar geliştirdi; örneğin, petrol alımlarında dolardan arınmış takas sistemleri kullanılıyor. Çin ayrıca, İran'ın nükleer programını sınırlandıran 2015 anlaşmasından ABD'nin çekilmesini eleştiriyor ve anlaşmanın korunması için diplomatik çaba harcıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in İran ile ilişkileri, sadece ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir denge unsurudur. Pekin, Orta Doğu'da artan etkisini, ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi gösterdiği bir dönemde pekiştirmeye çalışıyor. Çin, Suudi Arabistan ve İran arasındaki normalleşme sürecinde arabuluculuk yaparak bölgesel bir aktör olduğunu kanıtladı. Bu durum, Washington'ı rahatsız ediyor zira ABD, İran'ı izole etmek istiyor.
Öte yandan, Rusya ve Çin'in İran ile artan işbirliği, Batı'nın yaptırımlarını etkisiz kılıyor. Çin ve Rusya, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İran'a yönelik yeni yaptırımları engelleyebiliyor. Ayrıca, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çerçevesinde İran'ın üyeliği, bölgesel işbirliğini derinleştiriyor. Çin, İran'ın ŞİÖ'ye katılmasını destekleyerek, Tahran'a yönelik uluslararası izolasyonu kırmayı hedefliyor.
ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, küresel petrol piyasasını da etkiliyor. Çin'in İran petrolüne olan talebi, arz güvenliğini sağlıyor ve fiyatları dengeleyebiliyor. Ancak bu durum, ABD'nin İran'ı ekonomik olarak zayıflatma çabalarını sekteye uğratıyor. Çin, aynı zamanda İran'ın en büyük ticaret ortağı ve bu ülkeye yönelik ihracatını artırıyor. Bu, İran halkı üzerindeki yaptırım baskısını hafifletiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in İran ile bağlarını sürdürmesi, Türkiye'nin bölgesel enerji politikalarını ve diplomatik dengelerini etkiliyor. Türkiye, İran'dan doğal gaz ve petrol ithal eden bir ülke olarak, ABD yaptırımlarına rağmen ticaretini sürdürmeye çalışıyor. Çin'in tutumu, Türkiye'ye yaptırımları delme konusunda cesaret verebilir. Ayrıca, Türkiye'nin İran ile olan ticaret hacmi, Çin faktörü nedeniyle artabilir. Ancak Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile ilişkilerini de dengelemek zorunda. Çin-İran ekseni, Orta Doğu'da yeni bir güç dengesi oluştururken, Türkiye'nin bu denklemdeki konumu daha da önem kazanıyor.