Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ABD Başkanı Donald Trump ile bir yıldan kısa sürede üçüncü kez bir araya gelmek üzere Washington'a geldi. İki lider arasındaki görüşmeler, ticaret savaşından teknoloji rekabetine kadar birçok başlıkta artan gerilime rağmen nispeten sakin bir atmosferde başladı. Ancak bu sakinlik, ilişkilerin temelindeki derin sorunları maskeliyor. Diplomatik zemin, yapısal anlaşmazlıklar, karşılıklı güvensizlik ve iç siyasi baskılar nedeniyle adeta çürümüş durumda. Görüşmelerin gündeminde ticaret anlaşmazlıkları, Kuzey Kore, Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi kritik konular var.
Arka Planda Neler Yaşanıyor?
Trump ve Xi arasındaki ilişki, 2017'deki ilk zirveden bu yana dalgalı bir seyir izledi. Başlangıçta kişisel dostluk vurgusu yapılırken, 2018'de ABD'nin Çin'e yönelik çelik ve alüminyum ithalatına ek gümrük vergileri getirmesiyle ticaret savaşı patlak verdi. Ardından teknoloji devi Huawei'ye yönelik yaptırımlar, Çinli diplomatların sınır dışı edilmesi ve karşılıklı kapatılan konsolosluklar gerilimi tırmandırdı. 2020'de imzalanan 'Birinci Aşama' ticaret anlaşması kısmi bir rahatlama sağlasa da, anlaşmanın uygulanması pandemi nedeniyle sekteye uğradı. Şimdi ise her iki lider de iç kamuoyuna güçlü görünme çabasında. Trump, 2020 seçimlerine yönelik baskılar ve azil süreciyle boğuşurken, Xi, Hong Kong'daki protestolar ve ekonomik yavaşlama ile mücadele ediyor. Bu nedenle Washington'daki zirve, tarafların birbirlerine taviz vermeden pozisyonlarını pekiştirme fırsatı olarak görülüyor.
Uzmanlar, mevcut sakinliğin yanıltıcı olduğu konusunda uyarıyor. İki ülke arasındaki rekabet, sadece ticaret değil, aynı zamanda askeri, teknolojik ve ideolojik boyutlarda da derinleşiyor. ABD, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'ni ve 5G altyapısındaki hakimiyetini kendi küresel liderliğine tehdit olarak algılıyor. Çin ise ABD'nin Tayvan'a silah satışı ve Güney Çin Denizi'ndeki serbest navigasyon operasyonlarını egemenliğine müdahale olarak görüyor. Bu yapısal çatışma, liderlerin kişisel diplomasisiyle çözülebilecek bir mesele değil. Ayrıca her iki ülkede de seçmen tabanı, hükümetlerinin Çin'e/ABD'ye karşı daha sert politikalar izlemesini talep ediyor; bu da liderlerin manevra alanını daraltıyor.
Küresel ve Bölgesel Etkiler
ABD-Çin ilişkilerindeki bu istikrarsızlık, sadece iki ülkeyi değil, tüm dünyayı etkiliyor. Ticaret savaşı, küresel tedarik zincirlerini alt üst etti ve birçok ülkeyi taraf seçmeye zorladı. Avrupa Birliği, hem ABD'nin hem de Çin'in baskısı altında kendi stratejik otonomisini korumaya çalışıyor. Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi Asya-Pasifik ülkeleri, ekonomik olarak Çin'e bağımlıyken güvenlik açısından ABD'ye yaslanıyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler ise iki dev arasındaki rekabetten fırsatlar kadar riskler de devşiriyor. Örneğin, Çin'in kuşak-yol projeleri kapsamında Türkiye'ye yaptığı yatırımlar artarken, ABD'nin yaptırım tehditleri Ankara'nın dengeli bir politika izlemesini gerektiriyor. Ayrıca Kuzey Kore'nin nükleer programı, İran nükleer anlaşması ve iklim değişikliği gibi küresel sorunlar, ABD-Çin işbirliği olmadan çözülemez. Dolayısıyla Washington'daki zirve, sadece ikili ilişkiler açısından değil, dünya barışı ve istikrarı açısından da kritik önemde.
Zirveden somut bir sonuç çıkması beklenmiyor. Tarafların birbirlerine yönelik yaptırımları kaldırması veya yeni bir ticaret anlaşması imzalaması için henüz koşullar olgunlaşmadı. Ancak liderlerin bir araya gelmesi, iletişim kanallarının açık olduğunu göstermesi bakımından önemli. Yine de bu görüşmeler, çürüyen diplomatik temeli onarmaya yetmeyecek; sadece çöküşü geciktirebilir. Uzmanlar, iki ülkenin uzun vadeli stratejik rekabetinin kaçınılmaz olduğunu ve dünyanın yeni bir soğuk savaşa doğru sürüklenebileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin rekabeti, Türkiye'nin dış politika ve ekonomik dengeleri açısından kritik bir sınav oluşturuyor. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile müttefiklik ilişkisini sürdürürken, ekonomik ve ticari ilişkilerinde Çin'e olan bağımlılığı artıyor. Kuşak-Yol projesi kapsamında Çin'den gelen yatırımlar, özellikle altyapı ve enerji sektörlerinde Türkiye için önemli fırsatlar sunuyor. Ancak ABD'nin CAATSA yaptırımları ve S-400 krizi, Ankara'nın manevra alanını kısıtlıyor. Trump-Xi zirvesinde alınacak kararlar, küresel ticaret kurallarını ve teknoloji standartlarını belirleyecek; Türkiye'nin bu yeni düzende yerini alması için stratejik bir denge politikası izlemesi gerekiyor. Ayrıca, olası bir ticaret anlaşması veya gerilimin tırmanması, Türk ekonomisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, hem Batı hem de Doğu ile ilişkilerini eşzamanlı olarak yönetmek zorunda.