İran, Orta Doğu'da artan tırmanma stratejisiyle ABD'yi bölgeden çıkarmayı hedefliyor. Tahran, vekil güçleri, balistik füze saldırıları ve deniz kuvvetleri hamleleriyle Washington'a baskı kurarak bölgedeki askeri varlığını sürdürmenin maliyetini yükseltmeye çalışıyor. Bu strateji, İran'ın uzun süredir devam eden "direniş ekseni" doktrininin bir uzantısı olarak görülüyor.
İran'ın Tırmanma Stratejisinin Arka Planı
İran'ın tırmanma stratejisi, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana şekillenen "Amerika'yı bölgeden çıkarma" hedefinin bir yansıması. Tahran, doğrudan askeri çatışmadan kaçınarak, Lübnan Hizbullah'ı, Yemen Husileri, Irak'taki Şii milisler ve Suriye'deki müttefikleri üzerinden ABD ve İsrail'e karşı "ileri savunma" hattı oluşturdu. Bu vekil güçler, İran'ın bölgedeki nüfuzunu genişletirken, aynı zamanda ABD'nin askeri üslerini ve müttefiklerini hedef alarak Washington'ı yıpratmayı amaçlıyor.
Son dönemde İran, bu stratejiyi daha da agresif bir şekilde uygulamaya başladı. 2023'te Hamas'ın İsrail'e saldırısı sonrası bölgede artan gerilim, İran'ın vekil güçlerini harekete geçirmesiyle daha da tırmandı. Husi isyancıların Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, Irak ve Suriye'deki ABD üslerine yapılan roket ve İHA saldırıları, İran'ın "aşamalı tırmanma" taktiğinin bir parçası. Tahran, her saldırıda doğrudan sorumluluk üstlenmeyerek, misilleme riskini düşük tutmaya çalışıyor.
İran'ın nükleer programı da bu stratejinin merkezinde. Uranyum zenginleştirme faaliyetlerini %60 saflığa kadar çıkaran Tahran, nükleer eşiğe yaklaşarak ABD ve İsrail'e karşı caydırıcılık sağlamayı hedefliyor. Bu durum, İran'ın tırmanma stratejisinin hem konvansiyonel hem de nükleer boyutunu oluşturuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın tırmanma stratejisi, Orta Doğu'daki güç dengelerini derinden etkiliyor. ABD, bölgedeki askeri varlığını korumakta zorlanırken, müttefikleri İsrail, Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerini yeniden tanımlamak zorunda kalıyor. Özellikle 2023 sonrası Gazze krizi, İran'ın bölgesel liderlik iddiasını güçlendirdi ve Arap kamuoyunda ABD karşıtı duyguları artırdı.
Küresel boyutta ise İran'ın tırmanma stratejisi, enerji güvenliği ve deniz ticareti üzerinden dünya ekonomisini tehdit ediyor. Husi saldırıları nedeniyle Kızıldeniz'deki ticaret yolları sekteye uğradı, sigorta maliyetleri arttı ve küresel tedarik zincirleri olumsuz etkilendi. ABD, bu saldırılara karşı uluslararası koalisyon oluşturmaya çalışsa da, İran'ın vekil güçleri üzerinden yürüttüğü "gri bölge" savaşı, geleneksel askeri yanıtları etkisiz kılıyor.
Ayrıca İran, Rusya ve Çin ile artan işbirliği sayesinde ABD'ye karşı alternatif bir güç merkezi oluşturuyor. Çin'in İran petrolünü alması ve Rusya ile askeri işbirliği, Tahran'ın yaptırımlara rağmen ayakta kalmasını sağlıyor. Bu durum, ABD'nin İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasının sınırlarını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın tırmanma stratejisi, Türkiye için hem risk hem de fırsatlar barındırıyor. Türkiye, İran ile uzun bir sınırı paylaşan ve bölgesel istikrardan doğrudan etkilenen bir ülke. İran'ın vekil güçleri üzerinden yürüttüğü mücadele, Irak ve Suriye'deki Türk güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Öte yandan ABD'nin bölgeden çekilmesi, Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu artırma potansiyeli taşıyor. Ancak İran'ın nükleer programı ve Şii milisler aracılığıyla yayılmacı politikası, Türkiye'nin Sünni bloğuyla ilişkilerini dengelemesini gerektiriyor. Türkiye, hem İran'la diplomatik kanalları açık tutmalı hem de ABD ile stratejik ortaklığını koruyarak bölgesel dengeyi gözetmeli.