Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki zirve, geride zayıf kazanımlar, düşük şeffaflık ve kaçırılmış fırsatlar bırakırken, analistler ve eski ABD'li yetkililer bir başka hayal kırıklığına daha işaret ediyor: Dünyanın en önemli ikili ilişkisinin bel kemiği olması gereken liderler arası bağ, aslında en zayıf halka haline geldi. Florida'daki Mar-a-Lago'da gerçekleşen görüşmelerde, Trump'ın Xi'ye duyduğu hayranlık ve Xi'nin Trump'ın iş odaklı yaklaşımına yönelik beklentileri, somut bir iş birliği zeminine dönüşemedi.
Zirveden Kalanlar: Somut Olmayan Kazanımlar
Zirve sonrası yayımlanan ortak bildiri, iki ülkenin ticaret dengesizliği ve Kuzey Kore nükleer programı gibi kritik konularda prensipte anlaştığını duyursa da, ayrıntıların belirsizliği dikkat çekti. ABD Ticaret Temsilciliği'nin daha sonra yaptığı açıklamada, Çin'in ABD'den 200 milyar dolar değerinde ek mal alımı yapmayı kabul ettiği belirtilirken, bu rakamın resmi bir belgeye dökülmediği ve takviminin net olmadığı vurgulandı. Trump yönetimindeki yetkililer, Xi'nin bu taahhüdü sözlü olarak verdiğini, ancak yazılı bir mutabakata varılamadığını ifade etti.
Uzmanlar, zirvenin en büyük eksikliğinin iki lider arasında güven tesis edememek olduğunu söylüyor. Washington'daki Brookings Enstitüsü'nden eski ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarı David Shorr, "Trump ve Xi arasındaki ilişki, kişisel diplomasi açısından potansiyel taşıyordu, ancak bu potansiyel somut adımlara dönüşmedi. Trump'ın öngörülemezliği ve Xi'nin parti disiplini, uzun vadeli bir ortaklık kurmayı zorlaştırıyor" dedi. Öte yandan, Çin tarafı da zirvenin ardından sessizliğini korurken, devlet medyası Xi'nin diplomasisini öven ancak somut detay vermeyen haberler yayımladı.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Dengeleri Etkileyen Bir İlişki
ABD-Çin ilişkisindeki bu zayıflık, sadece iki ülkeyi değil, tüm dünya dengelerini etkiliyor. Ticaret savaşlarının gölgesinde geçen zirve, özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki müttefiklerde endişe yarattı. Japonya ve Güney Kore, iki süper güç arasındaki gerilimin uzlaşmayla sonuçlanmasını umarken, Çin'e yakınlaşan Tayvan yönetimi ise Trump'ın baskısının azalmasını bekliyor. Öte yandan, Kuzey Kore nükleer krizi konusunda iki liderin ortak bir dil bulması, uluslararası toplumda umut yaratsa da, uygulama aşamasındaki belirsizlikler bu iyimserliği gölgeliyor.
Analistler, Trump'ın ticaret açığını azaltma hedefinin, Çin'in teknoloji transferi ve fikri mülkiyet hakları gibi uzun vadeli stratejik çıkarlarıyla çatıştığına dikkat çekiyor. Çin ise kendi kalkınma modeli olan 'Made in China 2025' planını dünya ile entegre etmek isterken, ABD'nin bu planı bir tehdit olarak görmesi ilişkileri daha da germe potansiyeli taşıyor. Bu tablo, uluslararası kurumların ve çok taraflı anlaşmaların geleceği açısından da soru işaretleri doğuruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin arasındaki bu zayıf bağ, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, iki ülke arasındaki gerilimlerden etkilenebilecek kritik bir jeopolitik konumda. Özellikle ticaret savaşlarının küresel tedarik zincirlerine etkisi, Türkiye'nin ihracatını ve ithalatını doğrudan etkileyebilir. Öte yandan, ABD-Çin rekabeti, Türkiye'yi enerji koridorları ve savunma sanayii gibi alanlarda alternatif ortaklıklar arayışına itebilir. Türkiye'nin Çin ile artan ticari ilişkileri ve ABD ile yaşadığı S-400 krizi göz önüne alındığında, Ankara'nın bu iki güç arasında denge politikası izlemesi zorunlu hale geliyor. Zayıf bir ABD-Çin ilişkisi, Türkiye'ye daha fazla manevra alanı tanısa da, aynı zamanda küresel istikrarsızlığın Türkiye'ye yansıması riskini de beraberinde getiriyor.