ABD’de bir federal yargıç, Trump yönetiminin eski başkan Donald Trump’ın vergi beyannamelerinin sızdırılmasıyla ilgili IRS’ye (İç Gelir Servisi) açtığı davayı çözmek amacıyla oluşturduğu 1,8 milyar dolarlık “silahsızlandırma” fonunun kullanımını geçici olarak bloke eden kararı uzattı. Columbia Bölge Mahkemesi Yargıcı Amy Berman Jackson, fonun amacına uygun olmadığı ve Kongre onayı olmadan kullanılamayacağı gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararını sürdürdü. Karar, Trump’ın vergi kayıtlarının 2020’de basına sızmasının ardından başlayan hukuki mücadelede yeni bir aşamayı işaret ediyor.
Fonun oluşturulma süreci
Trump yönetimi, 2020 yılında eski başkanın vergi beyannamelerinin New York Times tarafından yayımlanmasının ardından IRS’ye dava açmıştı. Trump, sızıntının siyasi amaçlı olduğunu ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini savunuyordu. Davayı çözmek için 2024 sonunda “anti-weaponization” (silahsızlandırma) adı verilen bir fon oluşturuldu. Fonun, vergi mükelleflerinin bilgilerinin kötüye kullanılmasını önlemek için kullanılması planlanıyordu. Ancak Demokratlar ve bazı sivil toplum kuruluşları, fonun aslında Trump’ın davasını finanse etmek ve vergi sistemini siyasallaştırmak için kullanıldığını iddia etti. Yargıç Jackson, fonun yasal dayanağının zayıf olduğunu ve Kongre’nin onayı olmadan bu tür bir harcamanın yapılamayacağını belirtti.
Hukuki ve siyasi boyut
Karar, Trump ve destekçileri tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Trump’ın avukatları, fonun vergi sistemindeki güvenlik açıklarını kapatmak için gerekli olduğunu savundu. Öte yandan, Demokratlar kararı memnuniyetle karşıladı ve fonun “Trump’ın kişisel davasını finanse etmek için bir araç” olduğunu söyledi. Bu gelişme, ABD’de vergi gizliliği ve yürütme yetkileri arasındaki gerilimi yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, Yüksek Mahkeme’ye kadar gitmesi beklenen bu davada, fonun kaderinin Kongre’nin bütçe yetkisi ve yürütmenin takdir yetkisi arasındaki dengeyi test edeceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme doğrudan Türkiye’yi ilgilendirmese de, ABD’deki siyasi kutuplaşmanın ve yargı-yürütme çatışmasının derinleştiğini göstermesi açısından önemlidir. Türkiye, ABD ile karmaşık bir ilişki yürütürken, Washington’daki iç siyasi dengelerin dış politikaya yansımalarını izlemek zorundadır. Özellikle vergi ve mali konulardaki bu tür davalar, ABD’nin kurumsal şeffaflık ve hukukun üstünlüğü konusundaki sınavları olarak görülebilir. Türkiye’nin, benzer konularda kendi iç hukuk düzenlemelerini gözden geçirmesi ve uluslararası standartlarla uyumlu hale getirmesi, küresel finansal sistemle entegrasyonu açısından faydalı olacaktır.