ABD Başkanı Donald Trump ile İran lideri Ali Hamaney'in imzaladığı barış anlaşması, Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere ücret uygulanmasını gündeme getirdi. Trump, G7 Zirvesi'nde yaptığı açıklamada, 60 gün içinde kapsamlı bir anlaşmaya varılmazsa İran'ı yeniden bombalamaya başlayacağını belirtti. Anlaşma, iki ülke arasında yıllardır süren gerilimde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki nükleer müzakereler, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekilmesiyle çıkmaza girmişti. Ardından Trump yönetimi İran'a yönelik yaptırımları artırmış, İran ise uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırarak karşılık vermişti. İki taraf arasında son dönemde yaşanan askeri gerilimler, tansiyonu sürekli yüksek tuttu. Trump'ın G7 Zirvesi'nde yaptığı açıklama, aslında daha önce İran'a yönelik "maksimum baskı" politikasının terk edildiği anlamına gelmiyor. Zira ABD Başkanı, anlaşma sağlanamaması durumunda askeri seçeneği masada tuttuğunu açıkça ifade etti.
Barış anlaşmasının imzalanması, özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölge ülkeleri tarafından temkinli bir iyimserlikle karşılandı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, anlaşmayı dolaylı olarak desteklerken, İsrail ise endişelerini dile getirdi. Anlaşmanın en dikkat çekici maddesi ise Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere uygulanacak geçiş ücreti oldu. Bu madde, uluslararası deniz hukuku açısından tartışmalara yol açarken, küresel petrol fiyatlarını doğrudan etkilemesi bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik bir su yolu. İran'ın bu boğazdan geçiş ücreti talep etmesi, uluslararası toplumun tepkisini çekebilir. Zira 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre, uluslararası boğazlardan geçiş serbesttir ve bu tür bir ücret uygulaması sözleşmeye aykırı olarak değerlendirilebilir. Ancak İran, kendi karasularından geçen gemiler için ücret talep etme hakkını saklı tuttuğunu savunuyor. Anlaşmanın bir diğer önemli boyutu ise nükleer programla ilgili. İran, uranyum zenginleştirme kapasitesini sınırlayacağını taahhüt ederken, ABD ise yaptırımları kademeli olarak kaldırmayı kabul etti. Taraflar, 60 gün içinde kapsamlı bir anlaşmaya varılması için teknik ekipler oluşturacak. Bu süreçte İran'ın bölgesel politikaları, özellikle Yemen, Suriye ve Irak'taki nüfuzu da masaya yatırılacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerden doğrudan etkilenecektir. İran'ın geçiş ücreti uygulaması, petrol fiyatlarını yukarı çekerek Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir. Ayrıca, ABD-İran arasındaki bu anlaşma, Türkiye'nin bölgesel politikalarını da etkileyebilir. Türkiye, İran'la enerji ve ticaret alanında işbirliğini sürdürürken, ABD ile olan NATO müttefikliği çerçevesinde denge politikası izlemek durumundadır. Anlaşmanın başarısız olması halinde bölgede yeniden tırmanacak bir gerginlik, Türkiye'nin güvenliğini de tehdit edebilir. Bu nedenle Ankara, hem Washington hem de Tahran'la diyaloğu açık tutarak süreci yakından izlemektedir.