Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, küresel deniz ticaretini tehdit etmeye devam ediyor. 2024 yılında Allison Minor, 'Solving the Houthi Threat to Freedom of Navigation' başlıklı analizinde, uluslararası toplumun Husilere karşı yanıtının yetersiz olduğunu savunmuş ve Birleşmiş Milletler öncülüğünde kapsamlı bir çözüm önermişti. İki yıl sonra, dünya kamuoyunun dikkati bir kez daha bu konuya çevrilmiş durumda; çünkü saldırılar, küresel tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara yol açıyor ve bölgedeki jeopolitik dengeleri değiştiriyor.
Krizin Arka Planı ve Uluslararası Müdahale Yetersizliği
Husiler, Yemen'de İran destekli bir grup olarak 2014'ten bu yana ülkenin büyük bölümünü kontrol ediyor. 2023'ün sonlarında başlayan ve hızlanan deniz saldırıları, özellikle Kızıldeniz'in güneyi ile Bab el-Mendep Boğazı'ndaki ticari gemileri hedef alıyor. Bu boğaz, dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği stratejik bir su yolu. Saldırılar, gemi sigorta primlerinin artmasına, birçok şirketin rotasını Ümit Burnu'na çevirmesine ve nakliye sürelerinin uzamasına neden oldu.
ABD ve Birleşik Krallık, 2024'te Husilere yönelik askeri operasyonlar başlattı, ancak bu müdahaleler saldırıları tamamen durduramadı. Allison Minor'ın önerdiği gibi, bu tür uluslararası yanıtlar, sorunun kökenine inmemekte ve sürdürülebilir bir çözüm sunmamaktadır. Uzmanlar, askeri caydırıcılığın yanı sıra diplomatik ve ekonomik baskı mekanizmalarının da devreye sokulması gerektiğini vurguluyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 2024'te kabul ettiği kararlar, Husi saldırılarını kınamakla birlikte, uygulamada etkisiz kalmıştır.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji ve Ticaret Güvenliği
Kızıldeniz krizi, yalnızca bölgesel bir sorun olmaktan çıkmış, küresel enerji ve ticaret güvenliğini doğrudan etkileyen bir mesele haline gelmiştir. Süveyş Kanalı'ndan geçen petrol ve doğalgaz sevkiyatları, dünya enerji arzının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Saldırılar nedeniyle enerji fiyatlarında dalgalanmalar yaşanmakta, özellikle Avrupa ve Asya pazarlarında arz güvenliği riski artmaktadır.
Ayrıca, Husi saldırıları, İran'ın bölgedeki nüfuzunu pekiştirmesine hizmet ediyor. İran, Husilere askeri ve mali destek sağlayarak, bu grubu kendi vekil gücü olarak kullanıyor. Bu durum, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez ülkelerinin güvenlik endişelerini artırıyor. Bölgesel güçler, kendi deniz güvenlik mekanizmalarını güçlendirmeye çalışırken, uluslararası koalisyonların etkinliği tartışılıyor. Uzmanlar, kalıcı bir çözümün ancak Yemen'deki siyasi sürecin ilerletilmesiyle mümkün olabileceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kızıldeniz'deki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenen ülkeler arasında yer alıyor. Türk ticaret filosu, özellikle Akdeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Asya pazarına yapılan ihracatta bu güzergahı kullanıyor. Saldırılar, Türk nakliye şirketlerinin maliyetlerini artırırken, teslimat sürelerinin uzamasına neden oluyor. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ithalatında kritik bir hat olan bu bölgedeki gerginlik, enerji güvenliği açısından da risk oluşturuyor. Ankara, bir yandan bölgedeki diplomatik girişimlerde aktif rol oynamaya çalışırken, diğer yandan da kendi deniz güvenlik önlemlerini gözden geçiriyor. Türkiye'nin, BM çatısı altında yürütülecek kapsamlı bir çözüm sürecine katkı sağlayabilecek ülkelerden biri olduğu değerlendiriliyor.